Başka bir gezegen; Kapadokya

Güzel yurdumun güzelliklerini sanırım biraz ihmal etmişim. Bunu bir kez daha Kapadokya ziyaretimde anladım. Doğanın maharetlerini bonkörce gösterdiği bu güzel coğrafya her gidişimde bir kez daha âşık ediyor kendine. Defalarca bu bölgeyi gezmeme rağmen neden doğru düzgün notlar tutmamışım diye hayıflandım ama bu defa ayrıntılı bir gezi yazısı hazırlayacak kadar elimde gezi notum var. Şimdi size onlardan bahsetme zamanı. Kapadokya bölgesi için ayrıca konaklama ve yeme içme rehberi hazırlayacağım. Öncelikle bu bölge ziyaret edildiğinde gezilecek yerler listesi çıkardım size.

 

Kapadokya Nasıl Oluştu?

Aslında bu güzelliği gezmeden önce nasıl oluştuğuna biraz bakmalıyız. Bence o zaman bu coğrafyayı gezmek daha keyifli olacak. Çok eski zamanlarda milyonlarca yıl önce bugün yaşadığımız coğrafya çok farklıymış. Karadeniz bir iç deniz konumundayken boğazlar henüz oluşmamış ve Anadolu bu kadar yüksekte değilmiş. Hatta Anadolu’nun tam ortasında bir iç deniz varmış. Güneyde Toros Dağları oluşmaya başlayınca bu iç deniz yavaş yavaş kurumuş bugün sadece Tuz Gölü havzası ve Göller Yöresi bu iç denizin izlerini taşıyor. Tabi yer kabuğunda meydana gelen bu olağanüstü değişimler başka etkilere de neden olmuş. Bunlar bugün Anadolu’nun ortasında ve doğusunda binlerce yıldır bazıları ise yüzlerce yıldır sessizliğini koruyor. İşte bize bu doğa harikası Kapadokya’yı armağan edenlerin hikâyesi burada başlıyor. Bölgede bir üçgen şeklinde sıralanmış Erciyes, Hasan Dağı ve Melendiz Dağları püskürttükleri lavlar ile milyonlarca yıl önce bu güzelliğin ilk fırça darbelerini atmışlar. Zamanla lavlar büyük vadilerden neredeyse 500 metreye kadar çukurları dolduruyor ve zamanla bu lavlar soğuyor. Soğumuş lav tüf katmalarının altında kalmış farklı katman ve sertlikteki kayalar ise yağmurla, soğukla, sıcakla, rüzgârlarla aşınmış aşınmış ve yüzbinlerce yıl süren doğanın resmi biterek dünyada eşi benzeri olmayan bu mükemmel resim çıkmış ortaya.

Kapadokya İsmi Nereden Geliyor?

Bu konuda birçok rivayet var ama sanırım en sağlam kanıt eski zamanlarda burada bu isimle kurulmuş bir krallığın olması. Pers hükümdarlığına bağlı bu krallığın bugün Kapadokya denilen coğrafyaya hâkim olması ile bu ismin yaygınlaştığı düşünülüyor. Ancak eski Pers yazılı kaynaklarında Kapadokya kelimesinin anlamı ‘’Güzel Atlar Ülkesi’’ olarak geçiyormuş. Söyleyiş olarak ise Katpa Tuka söylemi kaynaklarda göze çarpıyor. Bu söylem zamanla Kapadokya olmuş.

Kapadokya’nın Tarihi

Bu inanılmaz coğrafyanın tarihine bakıldığı zaman çok eski zamanlara kadar uzandığı görülmekte. Bölgede bulunan kalıntılar ve tarihi izler ilk insan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzandığı anlaşılıyor. Bölgede düzenli ilk devlet yapısı ise Hititler tarafından kurulmuş.

Erken Hitit dönemi ve geç Hitit dönemlerine ait tarihi bilgiler bulmak mümkün. Hititlerin bölgedeki egemenlikleri son bulduktan sonra Kapadokya yaklaşık altı asır sürecek karanlık bir döneme girmiş. Küçük yerel krallıkların etkisi ise bölgeye gelen Asur ve Frigler ile yeniden kaybolmuş ve Kapadokya merkezi krallıklar etkisini yeniden göstermeye başlamış. Asur ve Frig egemenliği ise doğudan gelen Pers istilası ile son bulmuş. Perslerin uzun süren bölge hakimiyeti içinde işte Kapadokya ismi buraya yerleşmiş. Pers hakimiyetini sonlandıran Büyük İskender’den sonra bölgede İskender’in varislerinin hakimiyeti görülmüş. Sonraki dönemde uzun süre Roma hakimiyeti dikkate değer bir dönem olmuş çünkü asıl Kapadokya’yı coğrafi özellikleri dışında kültürel anlamda önemli bir bölge olmasını sağlayan ilk Hristiyanların yaşadıkları baskılar sonucunda bu korunaklı bölgeye yerleşmeleri ile olmuş. Roma İmparatorluğu’nun resmi olarak Hristiyanlığı kabul edişi ile birlikte bu coğrafyada yazılmış İnciller önemli ve kutsal sayılmış meşhur İznik Konsülünde kabul edilen İncillerden biri bu bölgeden gelen kitap olmuş. Kapadokya tarihsel süreç devam etmiş. Anadolu’da kurulan ilk Türk beylikleri, Anadolu Selçukluları ve derken Osmanlı hakimiyeti sürüp günümüze kadar gelmiş bu özel coğrafya.

Kapadokya’ya Nasıl Gidilir?

Kapadokya bölgesi bugün coğrafi olarak Ürgüp, Göreme ve Avanos beldelerinin arasında kalan bölge olarak kabul ediliyor ve ziyaret ediliyor. Aslında Kapadokya Nevşehir, Niğde, Kayseri üçgeni arasında kalan bir bölge ama buraya ulaşım için en kısa yol Nevşehir havaalanına gelmek. İstanbul ve İzmir’den tarifeli uçuşlarda uçak bileti bulmak mümkün. Eğer Nevşehir uçak bileti olmazsa Kayseri düşünülebilir. Ancak buradan tekrar otobüs veya araç kiralamak zorunda kalırsınız. Bölgeye karayolu ile ulaşım için İstanbul’dan araçla 750 km yol gitmeniz gerekir. Arabayla uzun yolculukları seviyorsanız keyifli bir yolculuk olacaktır.

Kapadokya’da Gezilecek Yerler

Gelelim bölgede belli başlı görülmesi gereken yerler listesine. Kapadokya’nın hakkını vererek gezmek için üç dört gün ayırmanızı öneririm. Hızlı bir tur ile iki günlük bir hafta sonu gezisi de mümkün ancak bölgeyi doya doya yaşamak için yeterli olamayacaktır. İşte görmeniz gereken yerler:

Ürgüp: Kapadokya’nın en önemli yerleşim yerlerinden bir hiç kuşkusuz Ürgüp. Burası aslında Peribacaları bakımından daha fakir ama bölge içinde alışveriş yapmak bir Anadolu kasabası gezmek istiyorsanız iyi bir başlangıç.

Asmalı Konak: Hani şu milyonları ekrana kilitleyen televizyonlarda dizi furyasının daha ilk zamanları Nurgül Yeşilçay ve Özcan Deniz’i soluksuz izlediğimiz zamanları hatırlayın işte o dizinin çevrildiği yer Ürgüp’te. Aslında bugün ziyaret edilen konak ikinci sezonda kullanılmış bir yapı. İlk sezonda kullanılan konak bir yangında kül olmuş. Yolunuz Ürgüp’e düşerse mutlaka uğrayın. Giriş 3 TL.

Turasan Şarap Fabrikası: Ürgüp’te ikinci ziyaret noktanız bu önemli şarap üretim tesisi olsun. Kapadokya bölgesi üzümleri çok meşhur ve Turasan ailesi 1945 yılında açtığı fabrika ile bugün Türkiye’nin önemli şarap üreticisi konumunda. Şarap mahzenlerini, şarap müzesini gezin ve tabi mağazadan evinize, sevdiklerinize şarap almayı unutmayın.

Üç Güzeller: Kapadokya resimlerinin tartışmasız baş aktörü olan bu doğa harikası peribacalarını Ürgüp’te göreceksiniz. Bölgede dolaşırken birçok efsane duyacaksınız bunlardan en meşhuru fakir çobanla kralın kızının hikâyesi. Hikâye klasik. Kral’ın kızı, bir gün bir çobana âşık olmuş ve evlenmeye karar vermişler. Tabi bilinen üzerine kral buna izin vermemiş. Sonra bu âşıkların bir de çocukları olmuş. Belki Kral yumuşar diye çocuğu krala göstermek üzere yola düşmüşler. Fakat acımazsız kral, hem âşıkların hem de çocuklarının öldürülmesini emretmiş. Bunu duyan âşıklar, kaçmaya başlamışlar ve bir mucize gerçekleşmiş. Âşıklar ve çocukları peribacasına dönüşmüş. Ruhları cennete gitmiş bizim kötü kral kötülüğü ile kalmış diye giden hikâye bu işte. Burayı ücretsiz gezebiliyorsunuz.

Ortahisar: Ürgüp’te işinizi bitirdiniz şimdi yönünüzü batıya çevirin yolunuza çıkacak ilk yer Ortahisar. Gerçekten de bölgenin ortasında kalıyor burası. Yaklaşık 90 metre yüksekliği ile doğal oluşumun insan eliyle şekillendirmesi sonucu oluşmuş. Eğer yorgun değil ve gözünüz yerse yukarı çıkın. Manzara harika.

Kızılvadi: Ortahisar’dan ayrılırken hemen yolunuz üzerinde yer alan Kızılvadi’ye uğramayı unutmayın. Akşam ve sabah saatlerinde harika fotoğraflar çekeceksiniz.

Göreme: Kapadokya bölgesinde bir başka önemli yerleşim yeri burası. Peki Göreme’de nereler gezilmeli?

Güllüdere Vadisi; Çavuşin ve Göreme arasında yer alan Güllüdere Vadisi, pek çok kilise, manastıra ev sahipliği yapıyor. Önemli yürüyüş parkurlarından biri sayılıyor. Burası yürüyerek geziliyor. Üç Haçlı Kilise ve Ayvalı Kilise görülecek yerlerden. Benden söylemesi.

Güvercinlik Vadisi: Belki yine Kapadokya’da en çok adını duyacağınız yerlerden biri de burası. Bölgenin kurak iklimi ve sulama imkânlarının olmaması bölgede yaşayan eski insanları toprağı verimli hâle getirmek için çeşitli yollara başvurmak zorunda bırakmış. Vadi içinde kolay şekil verilen kayalara güvercin yuvaları yapmışlar ve binlerce güvercini burada gübreleri için beslemişler. Bu gübreleri de topraklarının verimi için kullanmışlar.

Göreme Açık Hava Müzesi: Yine Kapadokya gezisinin olmazsa olmazı bu açık hava müzesi. Göreme Açık Hava Müzesi, bölgede bulunan 360’dan fazla kilisenin en yoğun olduğu, hatta en iyi korunmuş kiliselerin bulunduğu bir bölge. Girişte bilet almanız gerekiyor. Kişi başı 30 TL. Müze kartı varsa giriş bedava. Burası adı üzerinde açık alanda bir müze. Hristiyanlık tarihi için çok önemli sayılacak belli başlı kaya kiliseler burada. Özellikle Yılanlı kilise, Azize Barbara Kilisesi, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise mutlaka görülmeli.

Paşabağı ve Zelve: Burası hemen Göreme yakınlarında bir vadi. Özellikle harika fotoğraf kareleri için biçilmiş kaftan. Sabah güneşin doğusunu akşam batışını yakalayacaksınız. Sadece yapmanız gereken havanın açık olması için dua etmek. Ayrıca burası peribacaları oluşumlarının ilginç örnekleri ile dolu. Burada bulunan peribacaları daha büyük ve bazılarının içi oyulmuş. Küçük çaplı yaşam alanları yaratılmış. Bunun sebebi ise ilk Hıristiyanların bölgede gizlenecek yerler yapmaları kendilerine. Nereye baksanız başka bir dünya da olduğunuz hissine kapılıyorsunuz. İnanılmaz bir güzellik duygularımı nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. Burada harika zamanlar geçirdikten ve fotoğraf çekmeye doyduktan sonra yönümüz başka meşhur ve ilginç noktaya çeviriyorum.

Devrent: Ürgüp-Avanos yolunda ilerlerken, solda zaten arabaların çokluğundan anlayacağınız gibi durma ihtiyacı duyuyorsunuz çünkü burada o özel şekli ile deveye benzeyen meşhur peribacası var. Sanki elle yapılmış gibi. Aslında burada birçok özel şekilli peribacası var. Ördek, fok balığı şeklinde onlarca peribacası fotoğraflarıma konu oluyor.

Çavuşin Köyü: Burası da yine bölgenin en çok ziyaret edilen köyü. Neden? Çünkü bölgeye has meşhur kil ve seramiklerin yapıldığı onlarca atölye var burada. Bölgeye gelen ziyaretçilere bu atölyelerde Kızılırmak Nehri’nin bir armağanı olan topraktan çanak çömlekler, vazolar ve çeşitli süs eşyalarının usta ellerde nasıl şekillendiği gösteriliyor. Hatta sizde önlüğünüzü giyiyor ve tezgâhın başına oturuyorsunuz. İşte yetenekleriniz göstermeniz için size güzel bir fırsat. Genelde işin sonunda komik şekilli sanat eserleri ortaya çıksa da bu tecrübe insana sanatkâra saygı duyulması gerektiğini hatırlatıyor.

Uçhisar Kalesi: Bölgenin yine bence en güzel yapısı burası. 160 metre yüksekliğinde tek parça kayaya oyulmuş kale eski zaman insanlarının en korunaklı ve savunma amaçlı yeri olmuş. Bir tehlike anında bu kaleye saklanmışlar. Bugün yerleşime kapalı çünkü fazla ağırlığı kaldıramayacak durumda. Tüm Kapadokya da olduğu gibi müze kart burada da geçerli. Normal giriş 7 lira. Kapadokya’yı şöyle bir yukarıdan harika manzaralar eşliğinde görmek isterseniz üşenmeyin ve yukarı çıkın derim.

Kaymaklı Yeraltı Şehri: İşte belki de Kapadokya’yı çok daha ilginç kılan bir yerde bölgede bulunan yer altı şehirleri. Hala çeşitli inşaat faaliyetleri sırasında bölgede çeşitli yeraltı şehirlerine rastlanıyor. Bunlardan en büyüğü olduğu söylenen son bulunan yeraltı şehrinin aynı anda 100 bin kişiyi barındıracak kapasiteye sahip olduğu düşünülüyor. Henüz turizme kazandırılmayan şehirde çalışmalar devam ediyormuş. Biz gelelim ziyarete açık olan Kaymaklıya. Kaymaklı yer altı şehri 8 katlı ve aynı anda 5000 kişinin uzun yıllar içeride barınmasını sağlayacak büyüklükte. Üst katmanlarında hayvan barınakları alt katmanlarda yiyecek depoları, müthiş havalandırma sistemleri, mezar odaları, mutfaklar, ibadet alanları ve birbirine dar koridorlar ile bağlanan muazzam bir labirent burası. Bildiğiniz karınca yuvası mantığında yapılmış. Koridorları kapatan büyük silindirik tekerler bir saldırı anında düşmanın içeriye girmesini engelliyor. Klostrofobisi olanın girmeden önce bir kez daha düşünmesi gereken yeraltı şehri bölgede önemli ziyaret noktası. Yine müze kart geçerli. Şu anda sadece ilk 4 katı ziyarete açık ve benden bir tavsiye, içeriyi gezerken yönlendirme işaretlerinden asla ayrılmayın. Yoksa sizi haftalarca bulamayabilirler. Müze kart olmayanlara giriş 25 TL.

Derinkuyu Yeraltı Şehri: Bölgede bulunan bir başka yeraltı şehri yine Kaymaklıya benzer Derinkuyu. İsminden de anlaşılacağı gibi büyük derin bir kuyuyu andıran şehir yaklaşık 8-9 katlı. Kapadokya bölgesinin jeolojik oluşumu sayesinde inşa edilmiş sekiz katlı Derinkuyu Yeraltı Şehri, büyük bir topluluğu içinde barındıracak ve ihtiyaçlarını karşılayacak mekânlardan oluşuyor. Bölgede bulunan bir diğer örnek olan Kaymaklı Yeraltı Şehri’nden farklı olarak Derinkuyu’da bir misyonerler okulu, günah çıkartma yeri, vaftiz havuzu ve ilgi çekici bir kuyu da bulunuyor. Derinkuyu’nun ilk yerlileri Asur kolonilerine kadar uzanıyor. II. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun zulmünden kaçan ilk Hristiyanlar Antakya ve Kayseri üzerinden Kapadokya’ya gelerek buraya saklanarak Romalı askerlerin zulmünden kurtulabilmişler. Bölgedeki yeraltı şehirlerini kuran ilk Hıristiyanlar, girişleri kolayca fark edilemeyecek şekilde uzun süre dışarı çıkmadan yaşamak zorunda kalabilecekleri için erzak depoları, havalandırma bacaları, şarap imalathaneleri, kiliseler, manastırlar, su kuyuları, tuvaletler ve toplantı odaları yaparak alanlarını genişletmişler. Birbirine bağlı odalardan oluşan bu şehirlerde bazı odalar ancak bir insanın geçebileceği kadar dar tünellerle birbirine bağlanıyor. Tünellerin giriş çıkışlarında güvenlik nedeniyle tüneli kapatmak için kullanılan büyük taş silindirler var. Niğde-Nevşehir yolu arasında 30. mm’de yer alan şehri mutlaka görün.

Ihlara Vadisi: Bölgede en meşhur yerlerden birisi Ihlara Vadisi. Eşsiz bir kanyonda doğa yürüyüşü mü yapmak istiyorsun? Doğru yerdesiniz. Melendiz Irmağı’nın kıvrıla kıvrıla aktığı vadi dünyanın ikinci büyük kanyonu olarak ülkemiz topraklarında yer alıyor. Yani öyle Amerika’ya gitmene gerek yok.

Yer yer vadinin derinliği 100-120 metreyi buluyor. Tektonik hareketler ile oluşan vadinin bir diğer özelliği zengin bitki örtüsü. Vadiden çıkınca çorak bir arazi ile karşılaşırken vadinin içi tam bir botanik cennet olmuş. Yaklaşık 400 basamaklı bir merdivenle inilen vadide ayrıca yine yüzlerce kilise dikkati çekiyor. Bu doğal saklanma alanı çok iyi değerlendirilmiş insanlarca. Hristiyanlığın ilk yıllarından itibaren kayaların rahatlıkla kazılmasıyla meydana getirilen bu freskli kiliseler ve iskân yerleri 14 kilometre boyunca Ihlara’dan Selime’ye kadar devam eden Ihlara Vadisi içerisinde yer alırlar. İlk çağlarda Kapadokya Irmağı’nın (Patamos Kapadokus) ortasında tabiatla tarihin bir arada bulunduğu Ihlara Vadisi’ndeki bu kiliselerin ilk örnekleri MS 4. yy’a kadar inmekte. Ilısu ve Selime Köyleri arasında yer alan mesafe 10 km olmasına rağmen vadi kıvrımlar yaparak devam ettiği için uzunluğu 18 km’yi buluyor. Yine müze kartlılara giriş ücretsiz. Aksaray şehir merkezine 35 km uzaklıktaki vadiye şehir merkezinden Ihlara kasabasına her saat toplu taşıma araçları ile ulaşmak mümkün.

Karadağ Mevkii: Şimdi yazımın bu bölümüne kadar okuduğunuz bilgiler pek çok kişi tarafından bilinen ya da duyulmuş yerler ve ziyaret bilgilerinden oluşuyor. Ancak Kapadokya bölgesinde son yıllarda ilginç bir olaya şahitlik etmiş. İlginç diyorum çünkü anlatacağım şeyler gerçekten son yıllarda yaşadığımız absürtlüklere örnek olacak cinsten. Ünlü Avusturalyalı heykeltıraş Andrew Rogers Kapadokya bölgesine geliyor ve buraya hayran kalıyor. Bu heykel tıraş abinin özelliği gittiği ülkelerde coğrafi bölgelere göre uzaydan bile görülen taş sanat eserleri yapıyor. Kapadokya bölgesi içinde bölgenin tarihi ve coğrafi özelliklerine uygun heykeller tasarlıyor ve yaklaşık 3 yıllık bir çalışma sonucu 250 kişinin çalıştığı 10.500 ton taş kullanarak yüzbinlerce taştan oluşan devasa heykeller yapıyor bölgeye. Sanatçı eserini 29 Mayıs 2010’da bitiriyor ve eserine ‘’Zaman ve Mekân Hayatın Ritmi’’ hatta biten bu eser için bölgede tören düzenleniyor. Ünlü sanatçı törende şöyle diyor. “Eserlerimi yaptığım yerlerdeki tarihi ve doğal dokuya çok fazla önem veriyorum. Türkiye ’de, Kapadokya bölgesinin en önemli merkezlerinden Göreme beldesini tercih ettim. 12 farklı ülkedeki heykellerin yapımında 5 bin kişi çalıştı. Yaptığım heykellerin ana teması; zaman ve yerdir. Heykellerde kullandığım taşların özellikle bölge dokusuna uygun olmasına dikkat ediyorum. Heykellerde ayrıca eski insanların yaşam tarzlarını anlatmak istiyorum. Ortaya çıkan bu muhteşem eserlerin yapımında çalışan taş işçilerine yürekten teşekkür ediyorum.”  Buraya kadar her şey normal değil mi? Anormallik sonra başlıyor. Ekim ayı geldiğinde Nevşehir Belediyesi İl Genel Meclisi’nden 7 üye önerge vererek “Bu heykellerin yapılış amacı ne?” diyerek araştırma komisyonu kurulmasına karar veriyorlar. Tabi bunu duyan bizim Rogers abi şokta. Adamcağız şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememiş. Sadece “Ben sanatımı icra ediyorum dünyanın her tarafını dolaşıyorum.” diyebilmiş. Güler misin ağlar mısın? Bunu ilk duyduğumda çok şaşırdım sonra dedim ki kendime “Oğlum, sen fazla seyahat edince yaşadığın ülkenin kafasını unuttun sanırım.” Özetle bölgeyi ziyaret ederseniz Rogers’ın bu sanat eserlerinin sergilendiği Karadağ mevkiini ziyaret edin.

En son Karadağ’da yer alan Andrew Rogers’ın eserlerini hayranlıkla gözlemliyor sanatına ve kendisine yapılan bu muameleyi duyunca yaşadığım şaşkınlıkla bölgeden ayrılıyorum. Kapadokya defalarca gidilse her seferinde ayrı hazlar alınacak bir bölge ve burnumuzun dibinde yer alan bu güzellikleri belki yok olmadan görebildiğimiz kadar görüp tadını çıkarmalıyız.

Ali Rıza Öner

1976 yılında Kocaeli'nde doğdum. İlk,orta ve lise öğrenimimi Kocaeli'nde tamamladıktan sonra 1996 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne girdim. Tarih Bölümdeki eğitim yıllarımda gezmeye,seyahat edip farklı kültürleri tanımaya ilgi duymaya başladım. Tabi çalışmak zorundaydım yaban ellerde üniversite okurken para kazanmak zorundaydım 1997-2001 yılları arasında THY de çalıştım askerlik falan derken gördüğüm,okuduğum şeyleri anlatmayı sevdiğim için öğretmenliğe başladım. O gün bugündür anlatıyorum tecrübelerimi,bilgilerimi. Avusturya Liseliler Eğitim Vakfı (ALEV OKULLARI) da Tarih Öğretmenliği yapmaktayım. Şimdi sıra sizlere geldi. Gezmek benim tutkum istedim ki yine anlatayım bu sefer yazayım hatta.Tanımadığım sizlere. Sürçülisan edersem affedin.

Sevebilirsin...

2 Yanıt

  1. NEŞE dedi ki:

    Merhaba Ali Rıza bey, Zeynep’in annesi dersem belki hatırlarsınız…
    Dizinin ilk çekildiği asmalı konak Mustafapaşa Köyü Davutlu Mevkiinde , ziyaret etmiştim.. Sahibiyle anlaşamamışlar ve senaryo gereği konağı yakmışlar ama gerçekte hala ayakta, işletiyorlar.
    Sizi takipteyim…
    Sevgiler 🙂

    • Ali Rıza Öner dedi ki:

      Merhaba Zeynep Hanım hatırlıyorum tabi:)) Ben de Konağın gerçekten küçük çaplı yangın geçirdiğini ama sonradan yeniden yapıldığını duymuştum. Demek yanlış bilgi vermişler bana:) İlginize teşekkür ederim. Selamlar:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.