Kanallar şehri;Amsterdam

Kopenhag şehir turumdan sonra yönümü batıya, Hollanda’nın başkenti Amsterdam’a çeviriyorum. İçimdeki gezme aşkını tutamayınca böyle oluyor. Gerçi tutmaya da pek niyetim yok. Farklı kültürler, farklı şehirler, farklı insanlar, farklı lezzetler beni baştan çıkarıyor.

Amaterdam Havaalanı

Amaterdam Havaalanı

 

Kopenhag’dan Amsterdam’a Ulaşım: Aslında Kopenhag’dan Amsterdam’a tren veya otobüs ile ulaşmayı planlıyordum. Ama seyahatim hafta içine denk geldiği için ucuz uçak bileti arama uygulaması Skyscanner’a baktığımda Norveç Havayolları’nın 55 euroya uçuşu olduğunu gördüm ve bu fırsatı kaçırmadım. Her zaman söylediğim gibi eğer seyahatleriniz için zamanınız esnek ise çok ucuza yolculuklar yapabilirsiniz. Özellikle Kuzey Avrupa’da dolaşıyorsanız tercih olarak Norveç Havayolları düşünülebilir. Geniş ulaşım seçenekleri ve kaliteli personel, servisi ile benden yüksek puan aldı diyebilirim. Amsterdam Havaalanı (Amsterdam Airport Schiphol) geldikten sonra hemen terminal içinde yer alan tren istasyonundan şehir merkezine Central Station’a 15-17 dakikalık bir yolculuk ile ulaşabilirsiniz. Ücret tek yön bilet 2,70 euro. Havaalanından 3 numaralı yola gelen trene binmelisiniz. Benim gibi şaşkınlıkla 5 numaralı yola gelen trene binerseniz Roterdam’a doğru gidersiniz ki bunu tavsiye etmem çünkü trenin ilk durduğu durak Den Hagg şehri. Bu da yaklaşık 30 dakikalık bir yolculuk ediyor:) Sonra tekrar şehir merkezine gitmek için aynı yolu gidince 1 saat kadar zaman kaybediyorsunuz.

Amsterdam Şehir Haritası

Amsterdam Şehir Haritası

Amsterdam Hakkında Bilgi: Amsterdam 13. yüzyılda bir balıkçı köyü olarak kurulmuş. Amstel Irmağı üzerine kurulan bir su bendi (Dam) kelimelerinin birleşmesi ile bugünkü adını almış. Bu balıkçı köyü, ilk kurulduğu yıllarda nüfusu bin kişi kadarmış ama zaman geçtikçe burada yaşayanlar nehir ve deniz ile ya da bataklıklar ile yaşamayı öğrendiklerinden buraya oldukça planlı kanallar açmışlar. Şehir 15. yüzyılda Hamburg’dan gelen biraların önemli satış noktası olmuş. 17. yüzyılda şehrin ticari önemi artmış. Coğrafi Keşifler sonrası İspanyol ve Portekizliler gibi Hollandalılar denizlere açılmışlar ve Doğu Hindistan Yolu’nu keşfetmişler. İşte Amsterdam’ın ve tabi Hollanda’nın kaderi bu tarihlerden sonra değişmiş. Zenginlik ve ekonomik refah şehrin genel yapısını da değiştirmiş. Tabi İngiltere’nin sömürgecilik liderliğini ele geçirmesi ile işler biraz sarpa sarmış ama bu zaman diliminde Hollanda hatırı sayılır zenginliklere kavuşmuş. Şehir bugün Hollanda’nın başkenti ama yönetimsel olarak Lahey’den yönetilmekte. Yaklaşık nüfus 1,5 milyon civarında. Bu küçük Avrupa ülkesi hatırı sayılır derecede her yıl turist ağırlamakta.

IMG_3471

Amsterdam’da Gezilecek Yerler:  Amsterdam eğlence hayatı ile dikkati çeken bir şehir olsa da birçok tarihi ve turistik yapıyı içinde barındırmakta. Her yaştan ve tarzdan turist için bu şehirde ilgi çekecek şeyler bulabilirsiniz. Kanalları, müzeleri, eğlence merkezleri ile Kuzey Avrupa’nın önemli noktalarından biri burası. Gelin şimdi size Amsterdam‘da görülmesi gereken yerleri anlatayım.

Dam Meydanı Belediye Sarayı

Dam Meydanı Belediye Sarayı

Dam Meydanı: Amsterdam hakkında bilgi verirken şehrin bir balıkçı kasabası olarak kurulduğundan bahsetmiştik. İşte Amstel Nehri kenarındaki ilk bent ve su kanalı buraya yapılıyor. Zaten belirttiğim gibi Dam su bendi demek. Bu meydan şehre geldiğinizde ilk uğrayacağınız yer olacak. 17. yüzyıldan itibaren etrafına yapılan binalar, kiliseler ile şehrin kalbi burası olmuş ve etrafına halkalar şeklinde büyüyerek devam etmiş. Burada Kraliyet Sarayı’nı, Nem Church, Ulusal Anıtı, Damrak Caddesi’ni, Madame Tussauds Müzesi’ni, görebilirsiniz.

2.Dünya Savaşı Anıtı

2.Dünya Savaşı Anıtı

Amsterdam Kraliyet Sarayı (Koninklijk Paleis): Yine Dam Meydanı’nda bulunan en ünlü yapı Kraliyet Sarayı. Ancak öncelikle belirtmeliyim ki turistlerce çok ziyaret edilen bir nokta olduğu için kapıda hatırı sayılır bir kuyruk görebilirsiniz. 17. yüzyılda yapılmış olan yapı bugün Hollanda Kraliyet ailesi tarafından törenler için kullanılıyor. Hollanda’da bulunan 3 saraydan biri olan yapı  Jacob van Campen tarafından yapılmış. 1648 yılında şehir meclis binası projesini yöneten mimar 1655’te bitirmiş. Yapı o zamanki Hollanda devletine 8,5 Milyon Hollanda guldenine mal olmuş. Bugün binaya giriş yetişkinler için 7,5 euro.

IMG_3402

New Church ( Nieuwe Kerk) Yine Dam Meydanı’nda göreceğiniz önemli yapılardan biri ise yeni kilise denilen yapı. Hemen kraliyet sarayının yanında yer alan yapı 15. yüzyılda yapılmış. Eski kilise, şehrin ihtiyacına cevap vermeyince Utrecht piskoposu tarafından yeni kilisenin yapımı için onay verilmiş. 1408 yılında yapımına başlanan kilise kısa sürede bitmiş ancak 1421-1452 şehir yangınlarında büyük hasar görmüş. 1645’te ise yeniden inşa edilmiş. Sonra çeşitli eklemeler yapılmış. Giriş 8 euro olan kiliseye rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz. Büyük orgu, tavan süslemeleri ile dikkat çeken kilisede hâlen restorasyon çalışması devam ediyor.

New Kerk İç Görünüm

New Kerk İç Görünüm

Ulusal Anıt: Yine Dam Meydanı içinde yer alan yapı Kraliyet Sarayı’nın tam karşısında yer alıyor. Beyaz taştan yapılmış anıt 22 metre yüksekliğinde ve 2. Dünya Savaşı sırasında ölen Hollanda Askerleri için Dam Meydanı’na dikilmiş. Anıt taşın dikiliş tarihi ise 1956. Bu taş yerli ve yabancı turistlerce bugün buluşma noktası olarak kullanılıyor.

IMG_9428

Leidseplein Meydanı: Özellikle şehrin hareketli noktalarından biri de burası. Gençlerin çok tercih ettiği bir yer olan Leidseplein kafe ve restoranların olduğu bir bölge. Leidsestraat caddesinden ulaşılan meydana ayrıca 1,3,5 numaralı tramvaylar ile ulaşılabilir. Gece 02.00’ye kadar açık olan mekanlar turistlerinde bu bölgeye gelmesine neden oluyor. Ayrıca Vondelpark’a da çok yakın. 

IMG_3397

Damrak Caddesi: Hemen merkez tren istasyonunun karşısından başlayıp Dam Meydanı’na kadar uzanan şehrin en hareketli alışveriş caddelerinden biri. Bunun gibi iki cadde daha var ki bence en hareketli noktalar burası.

Kalverstraat: Bence asıl şehrin en hareketli alış veriş noktası burası. Araç trafiğine kapalı ve dünyaca ünlü markaları burada bulabilirsiniz. Dam Meydanı arkanızda kalacak şekilde Madame Tussauds müzesinin yanından güneye doğru giden cadde işte burası. Sokak satıcıları ve gösterisi yapan gençler kafeleri ile mağazaların renkli görüntüsü ile tam manasıyla şehrin hayat damarlarından biri burası.

Flower Markt(Çiçek Marketi)

Flower Markt(Çiçek Marketi)

Red Light District: Evet, Amsterdam’a gelinip de görülmeden dönülemeyecek en önemli noktalardan biride bu cadde. Gecesi bir başka ayrı, gündüzü bir başka farklı olan cadde; seks, turizm ve serbest olarak içilen uyuşturucu ile meşhur. Aslında tarihi olan bir mekân burası çünkü 14. yüzyıldan itibaren şehre uğrayan denizcilerin kadın arayışları neticesinde kurulmuş bir sokak. Bugün birçok seks shop, gay bar, randevu evi, özel gösterimli sinema-tiyatro evleri, seks tarihi hakkında müzeler, bu caddenin gece ve gündüz canlı kalmasını sağlıyor. Cadde oldukça güvenli, sadece gezerken bol bol ot kokusu alıyorsunuz her yerden ve tabi vitrinde bekleyen mankenler gibi yarı çıplak randevu evi kadınların davetkâr bakışları ile karşılaşıyorsunuz. Merkez tren istasyonu arkanızda kalacak şekilde Eski Kilise’nin yanından güneye doğru ilerlerseniz -ki bu caddenin ismi Voorburgwal- işte burası aradığınız yer. İçerik bakımından ilginizi çekmese de Amsterdam’da mutlaka görülmesi gereken bir yer burası. Hatırlatmakta fayda var. Özellikle randevu evlerinde bekleyen kadınları fotoğraf veya videoya çekmeye çalışmayın çünkü yasak.

Red Light

Red Light

Rembrandtplein (Rembrandt Meydanı): Şehrin ikinci bölgesi ya da Opera Binası’na çok yakın olan kafe ve barların yoğunlukta olduğu meydan, yine şehrin hareketli noktalarından biri. Aslında 19. yüzyıl sonlarına kadar Tereyağı Pazarı olarak rağbet gören meydan, daha sonra ünlü Hollandalı ressam Rembrandt’ın heykelinin dikilmesi ile bu adı almış. Akşamları özellikle hareketlenen meydan, şehirde görülmesi gereken önemli bir nokta.

Rambrant Meydanı

Rambrant Meydanı

Oude Kerk (Eski Kilise):  Şehrin en ilginç yapılarından birisi bence bu kilise. Adından da anlaşılacağı gibi şehir kurulduktan sonra 13. yüzyılda yapılmış gotik tarzlı bir kilise. Aslında şehirde bulunan en eski mezarlığın üzerine kurulmuş bir kilise burası. Kullanılan malzeme nedeniyle kışın sıcak, yazın serin olan yapı; yoksulların sığınma yeri olmuş aynı zamanda. Kilise zemininde yaklaşık 20 bine yakın mezar var ve siz yapıyı dolaşırken üzerinde geziyorsunuz. Tabanda yer alan dikdörtgen beton kapakların bazılarının üzerinde ölen kişinin mensup olduğu aileye ait işaretler var. Yapının önemli dikkat çekici bir başka yanı ise vitray camları. 16. yüzyıldan kalma vitraylar hâlâ ilk yapıldığı gün gibi renkliliğini koruyor. Bu vitraylarda Hz. Meryem ve Hz. İsa başta olmak üzere birçok Aziz resmedilmiş ama yapının önemli unsurlarından biri de büyük orgu. 1724 tarihinde Jan Westerman tarafından yapılan org sekiz körükten ve yaklaşık 4000 borudan oluşuyor. Bugün restorasyon çalışması devam eden org, gerçekten büyüleyici ve öğrendiğime göre bu çalışma iki yıl daha devam edecekmiş. 1565 tarihinde yapıya eklenmiş gotik tarzlı kule, 15. yüzyılda yapılmış tören alanı olan Merhamet Sandalyeleri, Hollanda denizcilik tarihinde önemli amirallerin mezarları ile bu yapı Amsterdam ziyaretim boyunca gördüğüm en etkileyici yapı oldu. Yapıyı 5 euro karşılığında gezebiliyorsunuz. 09.00-16.00 saatleri arası ziyarete açık. Red Light District bölgesindeki kiliseyi mutlaka ziyaret edin.

Eski Kilise İç Görünüm

Eski Kilise İç Görünüm

IMG_3465

Bloemenmarkt (Flower Market): Şehrin bir başka ilginç noktası da çiçek pazarı. 19. yüzyılda kurulmuş olan bu çiçek pazarı, buraya tekneleri ile gelen Amsterdam’ın dış kesiminde yer alan bahçıvanların kurduğu bir Pazar. Bugün birçok farklı bitki türünü bulacağınız Çiçek Pazarı yerli ve yabancı turistlerce ilgi görüyor. Sabah 09.00 ile 17.00 saatleri arasında açık. Muntplein ile Konings Plein sokakları arasında yer alan pazarın etrafında yine Hollanda’nın meşhurlarında diyebileceğimiz birçok peynir dükkânı var. Çiçek pazarını dolaşırken aynı zamanda peynirci dükkânlarını gezerek çeşit çeşit peynirleri deneyebilir hatta karnınızı bile doyurabilirsiniz.

IMG_3442

Vondelpark: Amsterdam şehrinin en güzel noktalarından birisi de hiç kuşku yok ki bu park. Yeşile hasret kaldığımız şehir hayatında, her gittiğim şehirde insanlara nefes alacak yer bırakan Avrupa zihniyetine hayran olmadan dönmüyorum. Acaba diyorum, bunların kafası çalışmıyor mu? Bu değerli arazi hiç park olarak kalabilir mi? Dikeceksin koca koca AVM’leri, yapacaksın milyon dolarlık daireleri, ceplerini dolduracaksın arkadaş. Bu ne akılsızlıktır! Tabi işin şakası bu ya da bizim alıştığımız, alıştırıldığımız tarz bu. Çalışma ve şehir hayatının sıkıntılarını atacak, nefes alacak alanlar yaratmak Avrupa kültürünün vazgeçilmezi. İşse iş, dinlence ise dinlence. En önemlisi insan hayatına ve canlıya saygı. İşte kafamda bu deli sorular, ağlanacak hâlimize gülmeler eşliğinde Vondelpark gezime başlıyorum. Park 1864’te şehrin ileri gelenlerince oluşturulmuş. İlk başlarda 7 dönümlük bir arazi üzerine planlanan park daha sonra büyüyerek bugün 45 dönümlük bir alan olmuş. 1865 tarihinde peyzaj mimarları baba oğul Zocher ailesi parkı İngiliz tarzında dizayn etmişler. 1877’de ise parka Flemenk Şair Vondel’in heykeli dikilince park bu isimle anılır olmuş. İçinde yüzlerce bitki türü ve göletlerin olduğu park şehrin yaşayanları ve ziyaretçileri tarafından tadı çıkarılıyor. Tabi parkın tadı çıkarılırken ben mangal yapan görmedim. Kömür dumanından boğulmuş bisikletiyle dolaşan bir Hollandalıya denk gelmedim. Park yılda 10 milyona yakın ziyaretçi ağırlıyormuş bu arada. Bu kadar gelen giden var çok ayıpladım doğrusu etrafta çöplerin atılmış olmamasına. Evet, tabi işin gırgırını yapıyoruz ama bu gerçekten bir yaşam tarzı ve kültür meselesi. Amsterdam’a geldiğinizde mutlaka Vondelpark’a gelin hatta yakında bulunan Van Gogh Müzesini ve Hollanda Elmas Müzesi’ni ve sanat müzesini dolaşabilirsiniz.

IMG_3418

Tüm bunların dışında, Şehrin doğu kesiminde yer alan National Maritime (Hollanda Denizcilik) Müzesini, 2.Dünya Savaşı Yahudi zulmüne örnek olarak gösterilen Anne Frank Evini, Hollanda’nın meşhur bira markası Heineken Fabrikası’nı dolaşabilirsiniz.

Hollanda Deniz Müzesi

Hollanda Deniz Müzesi

Amsterdam’da Ulaşım: Açıkçası Amsterdam’ı yürüyerek dolaşmanızı tavsiye ederim. Her gittiğim şehirde yaptığım gibi bilmediğim ara sokaklara dalarak, şehrin dokusunu yaşamak, ayaklarıma karasular inene kadar yürümek alışkanlığım olsa da size ulaşım için bazı ipuçları verebilirim. Öncelikle belirtmeliyim ki Amsterdam bir bisiklet cenneti. Şehirde araçtan çok bisiklet var. Gelişmiş bisiklet yolları sizin yürürken bile dikkat etmenize neden olacak bir trafiğin varlığı dikkat çekici özellikleri ama size bazı faydalı ulaşım bilgileri.

IMG_3414

 

  • Havaalanından merkeze 3 numaralı yola yanaşan trene binmelisiniz,
  • Dam Meydanı’na 4-9-16-24 numaralı tramvaylar ile ulaşabilirsiniz.
  • De Bijenkorf ve Kalverstraat caddelerine 1-2-5 numaralı tramvay ile,
  • Red Light bölgesine 4-9-16-24 numaralı tramvay ile,
  • Rembrandtplein Meydanı’na 4-9-14 numaralı tramvay ile,
  • Oude Kerk (Eski Kilise) yine 4-9-16-24 numaralı tramvay ile,
  • Çiçek Pazarı’na 1-2-5 numralı tramvay ile,
  • Vondelpark’a 1-2-3-12 numaralı tramvay ile,
  • Anne Frank Müzesi’ne 13-14 numaralı tramvaylar ile ulaşabilirsiniz.

Ayrıca  Amsterdam Kart alarak da birçok ulaşım aracından, müze giriş ücretinden ücretsiz faydalanabilirsiniz. Amsterdam Kart fiyatları 24 saatlik 47 euro, 48 saatlik 57 euro. Bu kart ile Van Gogh Müzesi’ne (15 Euro), Hayvanat Bahçesi’ne (19 Euro), Kanal Turu (15 Euro), Ulaşım bedeli 24 saatlik (7-8 Euro), New Church (15 Euro) gibi birçok giriş ücretinden muaf olabilirsiniz.

Hollanda Peynirleri

Hollanda Peynirleri

Amsterdam’da Ne Yenir?

Amsterdam yeme içme çeşitliliği fazla olan bir şehir değil, genellikle mutfağında, peynir, patates, jambon ve balık çeşitleri görmeniz mümkün ama zamanla çok kültürlülüğün getirdiği çeşitlilik Amsterdam mutfağına girmiş. Uzak Doğu’dan Türk dönerine, Hot Dog türlerinden pizzaya çeşitler bulabilirsiniz. Benim şehirde bulunduğum zamanlarda bizzat denediğim lezzet, patates kızartması, pizza ve çeşit çeşit biralar oldu. Ayrıca tütsülenmiş bir tür balık olan Haring denenmeli. Kuzey denizlerine has bir balık olan bu lezzet ekmek arasında küp küp soğanla servis ediliyor. Ancak otelimin yolu üzerinde olan Cafe Simit& Voogt’da denediğim bir lezzeti tavsiye edebilirim. Middenlann Caddesi No:1’de yer alan mekân klasik tarzda aslında bir İngiliz Pub görünümünde. Burada yediğim yemeğin ise adı Spring Chicken With Vegetables. Bu bir tavuk yemeği aslında daha doğrusu taze piliçten yapılan bir yemek. Sosunun içinde vanilya, mayonez, yoğurt ve portakal kabuğu var. Ayrıca bütün servis edilen pilicin iç kısmı biberiye, soğan ve sarımsakla doldurulmuş. Yemek bu soslar ve patates kızartması ile servis ediliyor. Tabi yanında Heiniken Birası olmazsa olmazım. Eğer yolunuz Middenlann Caddesi’ne düşerse bu sevimli, sıcak mekâna uğrayıp soluklanın derim.

IMG_3430

Bunun dışında Amsterdam’da bulunduğunuz zamanlarda, şehrin özellikle meydanlarında kafe ve barlarda zaman geçirin. Televizyonda Hollanda ligi maçlarını izleyin kahvenizi ya da içkinizi yudumlayıp sohbet edin.

Amsterdam’da Nerede Kalınır?

Amsterdam oteller bakımından zengin bir şehir. Hatırı sayılır turist nedeniyle çeşitlilik fazla. Ancak özellikle yaz aylarında fiyatlar daha pahalı. Ben şehirde kaldığım süre boyunca arkadaşlarımın da kaldığı, Middenlann Caddesi üzerinde yer alan ve şehir merkezine yürüme mesafesindeki Hampshire Otel’i tavsiye edebilirim. Temiz, rahat ve merkezi konumda. Bunun dışında konumları itibari ile dikkatimi çeken Rho Otel oldu. Tam Dam Meydanı’na yakın olan otelin fiyatlarını bilmiyorum ama 3 yıldızlı olduğunu gördüm. Fakat dediğim gibi tam merkezde. Gitmeden fiyatları sezona göre incelemek lazım. Ayrıca Booking’de birçok Hostel seçeneği var.

IMG_3601

 

Amsterdam’da Yapılmadan Gelinmeyecek Şeyler:

  • Dam Meydanı’nı görmeden,
  • Damrak ve Kalverstaat caddelerini dolaşmadan,
  • Oude Kerk (Eski Kilise) gezmeden,
  • Rembrandtplein’da (Rembrandt Meydanı) piyasa yapmadan,
  • Hollanda peynirlerini tatmadan,
  • Çeşit çeşit biraları denemeden,
  • Bloemenmark’te (Flower Market) çiçek kokularını içine çekmeden,
  • Kanal turu yapmadan,
  • Elinde bir külah patates kızartması ile sokaklarda kaybolmadan,
  • Vondelpark’ın havasını solumadan,

Red Light District’te yaramazlık yapmadan geri gelmeyin.

Ali Rıza Öner

1976 yılında Kocaeli'nde doğdum. İlk,orta ve lise öğrenimimi Kocaeli'nde tamamladıktan sonra 1996 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne girdim. Tarih Bölümdeki eğitim yıllarımda gezmeye,seyahat edip farklı kültürleri tanımaya ilgi duymaya başladım. Tabi çalışmak zorundaydım yaban ellerde üniversite okurken para kazanmak zorundaydım 1997-2001 yılları arasında THY de çalıştım askerlik falan derken gördüğüm,okuduğum şeyleri anlatmayı sevdiğim için öğretmenliğe başladım. O gün bugündür anlatıyorum tecrübelerimi,bilgilerimi. Avusturya Liseliler Eğitim Vakfı (ALEV OKULLARI) da Tarih Öğretmenliği yapmaktayım. Şimdi sıra sizlere geldi. Gezmek benim tutkum istedim ki yine anlatayım bu sefer yazayım hatta.Tanımadığım sizlere. Sürçülisan edersem affedin.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.