Rüya Kent Petra

Aylardır planladığım Ürdün gezisi, sanırım gezi rotalarım içinde bir kırılma noktası olacak çünkü bu coğrafyayı gezmek Avrupa’yı gezmeye hiç benzemiyor. Bu tespitim ile ilgili gelecek satırlarda açıklamalar yapacağım. Gelelim Ürdün gezimin ayrıntılarına.

Çalışma hayatının koşturmacası içerisinde gezi planlamak tabi ki zor ancak bir o kadar da heyecanlı bir süreç. Ürdün (Akabe- Wadi Rum- Wadi Musa- Petra) seyahatime işte böyle çalışma hayatının koşturmacası içerisinde yaptım. Nereye gitmeli, diye kendi kendime sorular sorduğum günlerden birinde, televizyonda bir haber dikkatimi çekti. ‘’Dünyanın 7 Harikası’ndan bir kabul edilen Petra Antik kenti yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.’’ diyordu haber. “Tarihi kentin muazzam kaya oyma işçiliği izleri doğanın acımasızlığına, insan tahribatına dayanamıyor.” Bir an kafamda bir ışığın aydınlandığını hissettim. Evet, gideceğim yer belliydi: Petra! Yakın arkadaşım Semih ile bu fikrimi paylaştığımda o da çok heyecanlandı ve bana katılmaya karar verdi. Bu muazzam kenti, dünya gözü ile görmeliydik ve hazırlıklara başladık.

IMG_2912

İstanbul- Akabe

Gezimize başlama noktası olarak Ürdün’ün güneyinde yer alan bir liman kenti Akabe’yi seçiyoruz. Son yıllarda Ürdün için önemli cazibe merkezi olmaya başlayan kente THY’nin haftanın üç günü uçuşu var. Cuma, çarşamba, pazar günleri karşılıklı olarak seferler yapılıyor. Ürdün’ün Türk vatandaşlarından 90 güne kadar ülkeye giriş çıkışlarda vize istememesi işimizi kolaylaştırıyor. Gezimizi 2 gün Akabe, 2 gün Petra Antik kentinin bulunduğu Wadi Musa olarak planlıyoruz. THY’nin uçuş saatleri İstanbul’dan gece yarısı 00.30, Akabe’den ise gece sabaha karşı 04.15 olarak gerçekleşiyor. Uçuşumuz rötarsız ve sorunsuz gerçekleşiyor ve yaklaşık 2 saat 45 dakika süren yolculuk sonunda Akabe Uluslararası Kral Hüseyin Havaalanı’ndayız. Hazır yeri gelmişken Ürdün ve Akabe hakkında bilgiler verelim: Ürdün yaklaşık 7 milyona yakın nüfusu ile bir krallık. Başkent Amman ve ikinci önemli kent Akabe nüfus bakımından başı çeken şehirler. Ülke nüfusunun %95’i Sünnî Müslüman, az da olsa Hıristiyan ve Dürzi barındırmakta. Etnik gruplar olarak Arap, Çerkez ve Abhaz yer alıyor. Ülke II. Abdullah tarafından yönetiliyor ve halk krallarına oldukça bağlı. Para birimi JOD (Jordan Dinar) bu arada hemen belirteyim 1 Ürdün dinarı yaklaşık 4,25 TL yapıyor. Yani burada Ürdün, Türk lirası karşısında İngiliz sterlinine denk gibi bir şey. Yanınızda Amerikan doları veya euro götürün, şehir merkezinde bozdurabilirsiniz. Havaalanına indikten sonra bizi küçük bir terminal bekliyor. Öğrendiğimize göre buraya uçan tek büyük şirket THY ve şehirde her yerde reklamlarını görebiliyoruz. Pasaport işlemleri için sıraya girdiğimizde, bizimle birlikte uçan İngiliz, Amerikalı veya başka ülke vatandaşlarının kapıda vize uygulaması ile ülkeye alındığını görüyoruz. Genelde Avrupa seyahatlerinde yaşadığımız ikinci sınıf vatandaş muamelesini az da olsa yabancıların yaşamasından haz almıyor değiliz. 🙂

 

Kral Hüseyin Havaalanı

Kral Hüseyin Havaalanı

Havalimanı- Akabe Şehir Merkezine Ulaşım:

Öncelikle belirtmeliyim Ürdün de ulaşım büyük oranda otobüs, taksi ve özel araçlarla sağlanıyor. Şehir merkezi ile havaalanı arası yaklaşık 12 km. Eğer kaldığınız otel büyük beş yıldızlı oteller değilse tek şansınız var taksi. Eğer büyük otellerde kalıyorsanız havaalanından transfer isteyebilirsiniz. Biz taksiciler ile pazarlık yaparak kişi başı 7 dinara anlaşıyoruz. Açıkça söylemeliyim burada taksimetre diye bir şey yok. Pazarlık yapmak zorundasınız. Sonradan öğrendiğimize göre en ucuz kişi başı 5 dinara götürüyorlarmış. İlk anlarda biraz acemiliğimiz biraz da sabaha karşı otelimize bir an önce girmek düşüncesiyle üçe beşe bakmıyoruz açıkçası. Taksiye biner binmez sizinle sohbet edecekler ve size çevrede görülmesi gereken yerlere ulaşım teklif edecekler. Tercih sizin ister pazarlık yapın ister yapmayın ama bir gerçek var ki Ürdün’de bulunduğumuz yaklaşık 5 günde yoldan geçen taksilerin kornalı, sözlü tacizleri ile sürekli karşılaştık. Biraz o konuda yapışkanlar. Yaklaşık 10 dakika bir yolculuktan sonra şehir merkezinde bulunan şirin otelimiz Al Qidra’ya geliyoruz. Beklentiniz çok yüksek değilse bu 3 yıldızlı ve merkezi konumdaki otelde kalın derim. Güler yüzlü personel ve temizlik iyi. Booking.com’dan ayarladığım otel, iki gece iki kişi fiyatı 64 dinar ama burada bir parantez açalım otele varış saatimiz, uçağın iniş saatinden dolayı sabaha karşı 04.30 olduğu için erken check-in yaptırmak zorunda kalıyoruz, bu da bize hariçten 20 dinara patlıyor.

Ayla Meydanı- Akabe

Ayla Meydanı- Akabe

Akabe’de görülecek yerler: Akabe tam bir liman kenti. Şehirde yaklaşık 140 bin nüfus var. Hemen yakınında İsrail’in Eilat kenti bulunuyor. Yeri gelmişken belirteyim eğer İsrail vizeniz varsa buradan Eilat’a geçebilirsiniz. Araba ile 10 dakika sonra sınır kapısındasınız. Ürdün-İsrail ilişkileri sorunsuz. Hatta Ürdün-İsrail ile yakın geçmişte sorun yaşamayan tek Arap ülkesi diyebilirim. Şehirde görülecek yerlerin başında:

Ayla Meydanı: Bir süs havuzu ile süslenmiş şehir meydanı hemen deniz kenarında, Mc Donalds, Bufalo Wings gibi tanınmış restoranların karşısında ve şehrin en büyük camisi olan Şerif Bin Hüseyin Camisi’nin batısında kalıyor.

Şerif Bin Hüseyin Camisi: Hemen meydanın solunda yer alan cami şık mimarisi ve beyaz rengi ile dikkat çekiyor.

 

Şerif Bin Hüseyin Camii

Şerif Bin Hüseyin Camii

Akabe Kalesi: Yapımı Memlüklüler’e dayanan ve daha sonra Osmanlı egemenliğine girmiş kaleden bugün çok bir kalıntı kalmasa da tarihçi yanımın etkisi ile ziyarete gidiyoruz. Kale 11. yy’da Memlük Sultanı Kansu Gavri tarafından yapılmış ve daha sonra Osmanlılar’a geçmiş. Kaleye önemli bakımı Sultan 3. Murat yaptırmış. Kaleye giriş 3 dinar ve içeride Kanada Toronto Üniversitesi tarafından yapılmış kazılarda elde edilen buluntuların olduğu küçük bir müze de var.

Akabe Kalesi

Akabe Kalesi

Şerif Bin Hüseyin Evi: Yine 1.Dünya Savaşı’nın önemli şahsiyetlerinde biri sayılan ve Arap ayaklanmasını başlatan şahıs olan Şerif Hüseyin’in evinini dışarıdan görebilirsiniz. Biz gittiğimizde ev ziyarete açık değildi. Şerif Hüseyin, İngiliz desteği ile Osmanlı Devleti’ne baş kaldırıyor ve Ortadoğu haritasının şekillenmesinde Arabistanlı Lawrence ile başrolü paylaşıyor. Arkadaşım Semih biraz kızgınlıkla Şerif Hüseyin’e söyleniyor:) Ben de bu tür vakaların tarih içinde var olduğunu anlatıyorum ve bir yorgunluk kahvesi içmeye karar veriyoruz.

IMG_2683

Ayla Arkeoloji Kazı Alanı: Hemen deniz kenarında Mövenpick Otel’in yanındaki boş arazi dikkatimizi çekiyor ve o yöne ilerliyoruz. Buranın erken İslam dönemine ait şehir kalıntılarının bulunduğu arkeoloji kazı alanı olduğunu görüyoruz. Giriş ücretsiz, kapıda yarım yamalak İngilizce konuşan bir bekçi var. Kendince yardımcı olmaya çalışıyor, bize sağ olsun. İleride toprakta çalışan kişiler görüyor ve yaklaşıyoruz. İki arkeolog çanak, çömlek kalıntılarını topluyor. Biraz sohbet ettiğimizde birinin Chicago diğerinin Kopenhag üniversitelerinden olduğunu öğreniyoruz. Yaptıkları kazılar hakkında bilgi veriyorlar. Enteresan tarafı ise kazı yapılan alanın üstü tekrar toprakla örtülüyormuş. Bunun sebebi ise gece gündüz sıcaklık farkının çok olduğu bölgede ciddi aşınmalar yaşanmasıymış. Bu yüzden toprak altında eserlerin daha iyi korunduğunu söylüyor bize arkeolog.

Ayla Arkeoloji Alanı

Ayla Arkeoloji Alanı

Akabe Çarşısı: Akabe şehir meydanından yukarıya doğru çıkınca karşınıza Anadolu’da sıradan bir şehir ve çarşı pazar havasında dükkânlar çıkıyor. Baharattan, kahveye, giyim kuşamdan, yemeğe, kasaba, kuyumcuya kadar çeşit çeşit dükkânlar renkli bir manzara oluşturuyor önümüzde.

Akvaryum: Biz gitmedik ama Akabe limanını geçince büyük bir akvaryum olduğunu öğreniyoruz. Çocuklu ziyaretçiler için iyi bir alternatif olabilir.

 

Akabe Plajı: Şehrin sahil kesiminde halkın denize girdiği halk plajları mevcut. Biz ocak ayı içinde ziyarette bulunmamıza rağmen Akabelilerin çoluk çocuk denize girişine şahit olduk. Deniz suyu sıcaklığı 21 derece olması bunda sanırım etkili çünkü dışarıda da hava 22 derece. Biz ancak ısınmış iken ıslanmayı göze almıyoruz. Bu halk plajları haricinde büyük otellerin gayet şık plajları olduğunu duyduk. Akabe liman şehri ve Kızıldeniz kenarında olunca hâli ile dalış için çok fazla imkân bulacaksınız. Tekne turları da bir başka seçenek olarak düşünülebilir.

Akabe Plajları

Akabe Plajları

Akabe’de yeme içme: Şehirde bulunduğumuz süre içinde yerel lezzetleri tatmaya çalıştık. Bunun için Ali Baba Restaurant iyi bir seçenek olabilir. Menümüzde mantar çorbası, salata ve balık var. Sayadiyah dedikleri bir tür balık yemeği. Ürdün pilavı ve özel sosu ile servis ediyorlar. Ayrıca yanında Petra birası istiyoruz. İki kişi ödediğimiz ücret 43 dinar. Bunun dışında Mensef dedikleri bir tür et yemeği, safranlı pilav, şiş kebap ve zahtar ya da kadayıf tatlı olarak tercih edilebilir. Yemekler bol baharatlı. Tabi bunların dışında Mc Donalds, Pizza Hut, Popeyes, Buffalo Wings gibi yabancılara hitap edebilecek çeşitli alternatifleri bulmak mümkün. Akabe bir serbest ticaret bölgesi olduğu içinde içki satılan dükkân sayısı oldukça fazla ama buranın vazgeçilmezi bence kahvesi. Yol üstünde kahve içebileceğiniz birçok yer var. Kahvesinin aroması yoğun ama biz beğendik. Çayı çok tercih etmeyin, hele ki şekersiz içiyorsanız içiniz bayılır çünkü çayı çok şekerli yapıyorlar.

Ali Baba Restaurant-Akabe

Ali Baba Restaurant-Akabe

Akabe Güvenli mi?

Akabe’de bulunduğumuz süre içerisinde bir sıkıntı yaşamadık. Tabi sokaklar erkek ağırlıklı, kadınlar kapalı ama araç kullanan kadınlar da gördük. Halk genelde yardımcı olmaya çalışıyor her konuda. Tabi yerel kültüre saygılı olmak da gerekiyor. Bizim Müslüman olduğumuzu ve İstanbul’dan geldiğimizi öğrendiklerinde daha bir yakın davrandılar. Tabi her mekâna veya araca binerken Müslüman selamı işin artısı oluyor. İç bölgelere yani Wadi Rum ya da Wadi Musa-Petra’ya yolculuk ettiğimizde Akabe’nin 20 km dışında Wadi Al Yetum dedikleri bir gümrük kapısı var. Her araç burada durdurulup kontrol ediliyor. Gümrüklü bölge sayılan Akabe’ye giriş ve çıkışlarımızda her zaman başımıza gelen şu oldu: Polis dolmuş ya da taksiyi durduruyor, şöyle bir aracın içine bakıyor ve soruyor: Nerelisiniz? Türkiye cevabını aldığında sizi arabadan indiriyor ve ofiste kısa bir süre ziyaret amacınızı, nerede kaldığınızı falan soruyor ya da mesleğinizi. Endişelenmenize gerek yok ama her zaman pasaportunuzu yanınızda bulundurun.

Sayadiyah

Sayadiyah

 

IMG_2766

Akabe-Wadi Rum:  Akabe’de ikinci günümüzü yaklaşık 60 km uzaklıktaki Wadi Rum bölgesine ayırıyoruz. Wadi Rum’a ulaşım isterseniz dolmuşlarla isterseniz taksi tutarak isterseniz de şehirdeki tur ofisleri ile anlaşarak ulaşabiliyorsunuz. Dolmuş kişi başı 3 dinar alıyor. Taksi ise pazarlığınıza bağlı ama 30-40 dinar arası fiyat çekiyorlar. Biz dolmuşu kullanıyoruz. Yolculuk yaklaşık 1 saat sürüyor. Son ses Arap ezgileri ile bol kornalı yolculuk yapıyoruz. Şunu da belirtmeliyim dolmuşu her kullanıp şoföre ne zaman kalkacağını sorduğumuzda her zaman 30 dakika cevabını alıyoruz ama dediği süreye uyan sürücü görmedik, en az 1 saat bekliyorsunuz. Ayrıca araçlar için bir kalkış saati programı yok, biraz rastgele yani. Wadi Rum enteresan bir coğrafya. Uçsuz bucaksız ve yüksek dağlarla çevrilmiş çölün içinde jeepler ile safari yapabilirsiniz. Hemen fiyatlardan bahsedeyim 2 saatlik bir tur kişi başı 35 dinar ama çok bir yer göstermiyorlar. Ayrıca 5 dinar giriş ücreti var. Burası için 4-5 saatlik turlar ideal. Ayrıca yemekli ya da gece kalmalı turlar da satın alabilirsiniz. Bizim turumuz 3 saatlik bir tur. Giriş ücretleri ve geri dönüş taksi ücreti için toplam 125 dinar veriyoruz. Çünkü buradan geri Akabe’ye dolmuş yok J Pikap tarzı Toyota marka aracımızın kasasına oturuyor ve gezimize başlıyoruz. Sanki bizi Mars yüzeyine bırakmışlar gibi bir hisse kapılıyoruz. Muazzam geniş bir alan ve büyük dağlar. Harika fotoğraflar çekiyoruz. Buranın bir diğer özelliği ise dünyaca ünlü Amerikan filmlerine ev sahipliği yapmış olması. Marslı, Mumya Dönüyor ve Star Wars bunlardan sadece bir kaçı. Burada sonsuz bir çöl havası alıyoruz. Rehberimizden öğrendiğimize göre vadide bin kadar bedevi yaşıyormuş. Zaten gezimiz sırasında onlara ait çadırlar ve keçiler karşımıza çıkıyor. Gezimizin bu bölümü için tavsiyem özellikle iki kişiden fazla iseniz tur satın almanız. Böylelikle bölgeye gidiş-dönüş konusunda sıkıntı yaşamaz farklı bir macera yaşarken uygun bir ücret ödemiş olursunuz.

Wadi Rum'a giderken

Wadi Rum’a giderken

Safari Turumuz

Safari Turumuz

Şoförümüz Hüseyin

Şoförümüz Hüseyin

IMG_7351

IMG_7331

Wadi Rum

Wadi Rum

IMG_7325

Lawrence'in izinde

Lawrence’in izinde

Sonsuzluk ve Ben

Sonsuzluk ve Ben

IMG_7196

Akabe- Wadi Musa: Artık Akabe’den ayrılma vakti çünkü kalan iki günümüzü Wadi Musa’da geçireceğiz. Yine valizleri sırtlayıp dolmuş durağına gidiyoruz. Şoför hemen çantalarımızı bagaja yerleştiriyor. Beklemeye başlıyoruz. Akabe-Wadi Musa arası yaklaşık 130 km. Kişi başı ücret 5 dinar alıyorlar. Taksi düşünürseniz 40 dinar civarı bu işin hakkıymış. Yolculuk yaklaşık 2 saat sürüyor. Bol müzik sesli, sarsıntılı. Etrafı inceliyoruz. Wadi Musa konum olarak deniz seviyesinden oldukça yüksekte. Dolmuşun penceresinden uzakta beliren pembe renkli vadiyi görüyorum. Harika bir manzara var aşağıda. Wadi Musa’da dolmuştan son durakta iniyoruz. Otelimizin şehir merkezinde olduğunu düşündüğümüzden çantalar ile yürümeye başlıyoruz ama burası yamaca kurulmuş bir yerleşim yeri olduğu için biraz zorlanıyoruz. Bir Toyota pikap yanımıza yanaşıyor. Nereye gideceğimizi soruyor. Petra Palace Otel diyoruz. 2 km yolumuz olduğunu söylüyor. Adam başı 1 dinara anlaşıyoruz. Şoförümüz Muhammed 55-60 yaşlarında Müslüman olduğumuzu duyunca daha çok seviniyor. Otelimize varıyoruz. Aslında yol 2 km falan değilmiş olsa olsa 1 kmJ. Otelimiz Petra antik kentinin girişine 200 metre mesafede ve Akabe’de kaldığımız otele göre oldukça büyük. Burada iki gece iki kişi konaklamaya şehir vergisi de dâhil 85 dinar ödüyoruz. Burada yeme içme ve konaklamada şehir vergisi alıyorlar ama Akabe’de böyle bir durum yoktu. Odamıza yerleşip biraz dinlendikten sonra Wadi Musa’yı keşfe başlıyoruz. Burası 60-70 bin kişinin yaşadığı sadece Petra antik kenti için kurulmuş küçük bir yerleşim yeri. Bol çeşitli ve yıldızlı konaklama seçeneği mevcut. Bir şeyler atıştırıp odamızın yolunu tutuyoruz. Güneş battıktan sonra serinlik artıyor. Deniz kenarındaki Akabe’den sonra burada çöl ikliminin ve yükseltinin etkisini hissediyoruz. Dinlenmeliyiz yarın büyük gün.

IMG_2782

Wadi Musa da kaldığımız otelimiz

Petra Antik Kenti:  Sabah erkenden otelimizde yaptığımız doyurucu kahvaltıdan sonra Petra antik kentine girişi yapıyoruz. Amacımız çok kalabalık olmadan muazzam kareler yakalamak. Antik kente giriş günlük bir kişi 50 dinar ama eğer THY biletinizi gösterirseniz bilet fiyatı 42.50 dinar oluyor. Bana bir gün yetmez derseniz iki veya üç günlük biletler alabilirsiniz. Girişte tur rehberleri de size yardımcı olmaya çalışıyorlar. Kent ve kalıntılar hakkında ayrıntılı bilgi almak isterseniz düşünülebilir. Bilet ofisinin karşısında hediyelik eşya satan dükkânlar, kafe ve restoranlar mevcut. Sırt çantanıza atıştırmalık bir şeyler ve su almayı unutmayın. İçeride biraz pahalı. Kent girişine kadar 500 metrelik bir alanı yürüyeceksiniz. İsterseniz deve veya katırlarla yolculuk edebilirsiniz. Bilet ofisinin yanında Petra tarihini anlatan ve çıkarılan buluntuların sergilendiği bir müze de var. Giriş ücretine dâhil.

Siq

Siq

Petra antik kenti için bilet kontrolünden sonra yürümeye başlıyoruz. Düzgün toprak bir yol. Sol taraf at ve develer için. Vadinin iç kısmına doğru ilerledikçe coğrafyanın değişimine şahitlik ediyoruz. Yaklaşık 200 metre sonra ilk kaya işçiliği örneği Obelisk Tomb’a varıyoruz. Bu yapının bir mezar alanı olduğu söylense de Nebatiler’de konuk ağırlamak için kullanılan bir yer olabileceği de söyleniyor. Fotoğraflarımızı çektikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Şimdi kentin girişinde yer alan ve yaklaşık 1,5 km uzunluğunda yer yer genişliği 2-3 metreye kadar daralan yüksek kayaların arasından ilerlediğimiz As Siq’deyiz. Bu vadiyi görünce Nebatiler’in neden buraya yerleştiklerini anlayabiliyor insan. Bu muazzam vadiye giren bir ordu burada sıkışıp kalır. As Siq’de yürürken yol kenarındaki su kanalları dikkatimizi çekiyor. Nebatiler şehre düzenli kanallar ile su getirmeyi başarmışlar.

Petra beni bekler

Petra beni bekler

Vadideki yolculuğumuzun sonuna yaklaşırken o müthiş manzara ile karşılaşıyoruz. El Khazneh denilen kral mezarındayız. Manzara karşısında dilimiz tutuluyor. Yaklaşık 2 bin yıl önce taş bir bloğa oyularak yapılmış mükemmel eser belki de Petra’nın en çok hatırlanan yüzü. Buranın hazine odası olarak yapıldığı söyleniyor ancak son yıllarda yapılan kazılarda burada birçok mezar odası keşfedilmiş. Yapının içine giremiyorsunuz ama harika kareler çekebiliyorsunuz. Yolumuza haritamıza da bakarak sağdan vadinin iç kısımlarına doğru ilerliyoruz. Hemen ilerimizde Roma döneminde kalma amfi tiyatro var ama biz klasik rotanın dışına çıkıp dağın üst tarafından ilerleyip kurban kesme alanını göreceğiz.( High Place Of Sacrifice) Rotamıza vadinin solundaki belli belirsiz merdivenleri takip ederek tırmanmaya başlıyoruz. Burası şehre gelen turistlerce çok kullanılan bir rota değil. Issız keçi yolu benzeri yolda zaman zaman dinlenerek tepenin etrafını dolaşarak ilerliyoruz. Her eski uygarlıkta olduğu gibi Nebatilerde de tanrılara kurban sunmak var. Bunun için vadiyi tepeden gören yüksek alanı seçmişler. Burada yerde yuvarlak bir kesim alanı dikkatimizi çekiyor. Kesilen hayvanın kanı bu oluktan aşağıya akıyor bir yerde toplanıyor. Ama manzara harika. Bu noktadan Wadi Musa’yı net bir şekilde görebiliyorsunuz. Hazır Wadi Musa’dan söz açılmışken biraz buradan bahsedelim. Adında da anlaşılacağı gibi Wadi Musa denmesinin sebebi Hz. Musa’nın kavmini Firavun’dan kaçırırken bu vadiden geçirmesi. Aylarca süren zorlu bir yolculuktan sonra 400 bin kişilik İsrailoğulları kendilerine vaat edilen topraklara Kenan’a varmışlar. Çevre coğrafyayı inceleyince bu hareket gerçekten akıllıca çünkü bir saldırı durumu bile olsa buradan savunma yapmak daha kolay.

El-Khazneh

El-Khazneh

Kurban sunağında biraz soluklandıktan sonra yolumuza vadinin aşağı kesimlerine doğru ilerleyerek devam ediyoruz. Vadinin kurumuş nehir yatağından ilerleyip küçük bir tepe aşıyoruz ve karşımızda Bizans döneminden kalma büyük tapınak. Tapınak diğer kaya işçiliği yapılara göre bağımsız bir bina görünümünde olduğundan oldukça yıpranmış ve yıkılmış. Hemen önünde, katır ve eşekler ile sizi bekleyen bedeviler Ad- Deir Manastırına götürmek için tur teklif ediyorlar. Pazarlık ile adam başı 5 dinara bu zorlu yolu çıkabilirsiniz. Ama biz kondisyonumuza güveniyoruz. Ayrıca 850 basamakla çıkılan bu yolu zavallı hayvanların sırtına binerek çıkmak açıkçası hiç işimize gelmiyor. Ama açıkça söylemeliyim gerçekten Petra’nın en zorlayıcı parkuru burası. Arkadaşım Semih geride kalıyor ben yaklaşık yarım saat kırk dakikalık zorlayıcı bir yolculuktan sonra Ad- Deir (Manastır)’e varıyorum. Burası M.Ö 1. Yapılmış ve Nebati Kralı 1.Obodas’a ithaf edilmiş. Bunca yola ve eziyete değer diyorum ve karşısına geçip bu tek parça kayaya oyulmuş muazzam yapıyı inceliyorum. Arkadaşım Semih, nefes nefese ve terlemiş vaziyette bende yirmi dakika sonra yukarı çıkmayı başarıyor. Yukarıda epey oyalanıyoruz. Kendimize geldikten ve fotoğraflarımızı çektikten sonra şimdi iniş yolculuğumuz başlıyor. İnerken Petra’nın nefes kesen fotoğraflarını çekiyoruz. Şimdi yolumuzun üzerinde Roma döneminden kalma şehrin ticaret merkezi sayılan  Colonnaded Street ‘e geliyoruz. Şehrin en canlı olduğu dönemlerde yüksek sütunlar ile şekillenmiş caddenin genişliği yaklaşık 6 metre. M.S 363 de büyük depremde bu Roma sütunları yıkılmış ve bir daha da yenileri yapılamamış. Caddenin sonunda vadi içinde ilerliyoruz ce karşı yamaçtaki devasa kaya mezarlarını görüyoruz.

IMG_2813

Nebatiler ölümden sonra yaşama inandıkları için ve toplumsal statüye göre gösterişli mezarlar yapmışlar. Sırası ile Urn Tomb, Silk Tomb, Corinthian Tomb, Royal Tomb, Palace Tomb karşımıza çıkan yapılar. Bunların bir çoğunun içinde açılan mezarların yerleri belli. Bu kaya mezarları vadiyi tepeden gördüğü için yanımızda getirdiğimiz atıştırmalıkları açıp biraz soluklanıyoruz. Petra Antik Kentine giriş yaptığımızdan beri yaklaşık 7 saat geçti ve yorulduk. Burada soluklandıktan ve enerjimizi topladıktan sonra vadideki yolculuğumuza devam ediyoruz. Sırada Amfi Tiyatro var. Vadinin korunaklı bölümüne yapılan tiyatro, şehrin canlı zamanlarında 7000 kişiyi alacak kapasitede yapılmış. Ancak bugün kazı çalışmaları nedeni ile kapalı. Yolculuğumuza devam ederek başlangıç noktası, bizi ilk karşılayan yapı El-Khazneh’ye varıyoruz. Evet yaklaşık 9 saat süren zorlu bir parkurdan sonra yine başladığımız yerdeyiz. El-Khazneh’e bakarken derin düşüncelere dalıyorum. Bu mükemmel uygarlığın izlerinin 2500 yıldır varlığını devam ettirmesi, zamana, doğaya, insana rağmen ayakta durması. İnançların, insanlara tarihte neler yaptırdığını, düşündükçe içim ürperiyor bu kadim uygarlık hakkında ne kadar az şey bildiğimi fark ediyorum. Duygularım tarif edilemez.

Ad-Deir

Ad-Deir

Petra Antik Kenti’nin Tarihçesi: Biraz da Nebati Uygarlığı hakkında bilgi verelim. Nebatiler Kuzey Arabistanlı bir kavim olarak tarih sahnesine çıkıyorlar. Ticaret yollarına hakim olarak uygarlıklarını geliştiriyorlar. M.Ö 5. Yy dan M.S 2. Yy la kadar varlıklarını devam ettiriyorlar. Şehir daha sonra Roma egemenliğine giriyor. M.S 324 de Roma Hristiyanlığı kabul ettikten sonra, Hristiyan bir kimliği oluyor Petra’nın. Emeviler döneminde İslam egemenliği ile tanışıyor. 11. Yy da gerek ticaret yollarının yön değiştirmesi gerekse seller ve depremlerin etkisi ile şehir canlılığını yitiriyor ve terk ediliyor. Bu dönemden sonra, şehir yaklaşık 600 yıllık bir karanlık dönem yaşıyor. Çöl bedevilerinden başka kimse bu derin vadinin içine saklanmış kenti bilmiyor ve hatırlamıyor. Çöl bedevileri de bu bölgeyi kutsal kabul ediyorlar ve Hz Musa’nın kardeşi Harun’un mezarı olduğuna inanıyorlar. 1812 yılında İsviçre’li gezgin Johann Burckhardt, bu topraklara yaptığı ziyaret sırasında çöl bedevilerinin Petra hakkında anlattıklarını öğreniyor ve bu kenti görmek istiyor. Ancak bedeviler kutsal saydıkları bu alanı Johann’a göstermezler. Bizim gezgin Johann’nın aklına işte burada bir fikir gelir ve bedevilere Harun’a kurbanlar adamak istediğini belirtir. İkna ettiği bedevilerden para karşılığı kurbanlıkları da alarak yola koyulur. 600 yıldır yabancılar tarafından bilinmeyen Petra’ya ilk giren kişi olur bizim gezgin Johann. Bu tarihten sonra yabancıların bildiği, hakkında araştırmalar yaptığı bir yer olur. Unesco 1985’de kenti dünya mirası listesine alır. 2007 de ise Dünya’nın yedi harikasından bir olarak kabul edilir.

IMG_2909

Colonnaded Street

Colonnaded Street

IMG_7537

IMG_7474

Wadi Musa Yeme- İçme: Petra Antik Kenti’nin bulunduğu Wadi Musa kenti çöl iklimini iliklerine kadar hissettiğimiz bir yer oldu. Çünkü öğlen ve öğleden sonra güneşin sıcaklığını hissettiğiniz kentte, güneşin batışı ile serinliği de hissediyorsunuz. Kentte bulunduğumuz süre içerisinde yol üstünde keşfettiğimiz bir mekan olan Petra Barbeque Restaurant akşam yemeklerimiz için vazgeçilmezimiz oldu. Sebebi buranın aynı zamanda kasap olması. Gerçekten yediğimiz kebaplarda etin lezzetini hissettik. Burada karışık kebap, safranlı pilav, cacık ve içeceklerden oluşan menümüze, toplam 18-23 dinar arası hesap ödedik. Burada Akabe de olduğu kadar seçenek olmadığını da belirtmeliyim. Ancak antik kentin kapısına doğru yer alan birkaç alternatif bize cazip gelmedi çünkü her zaman yediğimiz tatları (pizza, hamburger) tercih etmedik.

IMG_2787

Wadi Musa da yemek tercihimiz bu mekan oldu.

Wadi Musa da yemek tercihimiz bu mekan oldu.

Petra Turist Haritası

Petra Turist Haritası

Wadi Musa

Wadi Musa

Wadi Musa- Akabe Dönüş Yolu: Unutulmaz manzaralar ve duygular eşliğinde elimizde yine çantalarımız Akabe’ye gitmek için minibüs durağındayız. Klasik şoförümüzün birazdan kalkıyoruz muhabbetinden yaklaşık 1 saat sonra hareket ederek Akabe’ye dönüşe geçiyoruz. Ayrıca dönüşte kişi başı 7 dinara yolculuk ederek. Gelirken 5 dinar olan yolun dönerken 7 dinar olmasının mantıklı bir açıklaması yok. Şoförümüz tarife böyle diyor. 2 saatlik yolculuktan sonra Akabe’ye varıyoruz. Uçağımız sabaha karşı 04.15 de olduğu için bol vaktimiz var. Akabe de konakladığımız otel Al-Qidra’nın personelinden valizlerimizi bırakmak için izin istiyoruz ve tekrar kendimizi Akabe sokaklarına atıyoruz. Dönüş için hediyelik bakıyoruz. Akabe eski çarşısında bulunan bir kahve dükkanı dikkatimizi çekiyor. Açıkçası 1-2 dinara magnet almak işimize pek gelmiyor. Ürdün’de bulunduğumuz süre içinde içtiğimiz Arap kahvesinden hediyelik almaya karar veriyoruz. Kahveci El-Şahap bu konuda önemli ve doğru adres. Tezgahtarımız bıçkın delikanlı Muhammed bize elinden geldiğince yardımcı oluyor. Burada 1 kilo kahveye 3 dinar veriyoruz. Yani yaklaşık 13 lira. Hem isteğimiz doğrultusunda 250 gr paketler halinde.

Kahveci El-Şahab (Akabe)

Kahveci El-Şahab (Akabe)

Ürdün Dinarı

Ürdün Dinarı

Hediye faslı tamamlandıktan sonra çarşı Pazar biraz daha dolaşıp akşamı ediyoruz. Sahil cıvıl cıvıl, çocuklar şakalaşarak denizin tadını çıkarıyor. Bir gezinin bitmesi içimde burukluk bırakırken bir başka gezinin planlarını şimdiden yapmaya başlıyorum. Elimde kahvem, Kızıldeniz maviliği beni düşüncelere daldırırken karşımda ışıl ışıl parlayan İsrail kenti Eiyat’a bakıyorum. Sanki davet eder gibi göz kırpıyor. Bir dahaki rotam neden olmasın diye içimden geçiriyorum.

Akabe Şehir Haritası

Akabe Şehir Haritası

Sağ taraftaki 0,50 Dinar sol taraftaki 0,25 Dinar

Sağ taraftaki 0,50 Dinar sol taraftaki 0,25 Dinar

Akabe- Wadi Rum- Petra İçin Bazı Tavsiyeler:

  • Hangi mevsim giderseniz gidin akşam için polar tarzı giysi yanınızda bulundurun.
  • Petra By Night etkinliğine katılın.
  • Yöresel lezzetleri tadın özellikle safranlı pilavı.
  • Uçuşunuzu Cuma sabaha karşı orada olacak şekilde planlamayın. Çünkü Cuma günü tatil döviz bozduracak yer bile bulamazsınız.
  • Wadi Rum geziniz için mutlaka tur satın alın. Özellikle 4-5 kişi iseniz fiyat, transfer, yemek daha avantajlı olur.
  • Petra Antik Kentine giriş bileti için THY biletinizin parçasını atmayın. %15 indirim var.
  • Yerel kültüre saygılı olun.
  • Eğer erkekseniz dolmuş veya otobüslerde arka kısma oturmayın. Çünkü orası bayanlara ait.
  • Kahveci El-Şahaptan kahve satın alın.

Yolda yürürken her korna çalan araca bakmayın çünkü onlar taksici:)

Ali Rıza Öner

1976 yılında Kocaeli'nde doğdum. İlk,orta ve lise öğrenimimi Kocaeli'nde tamamladıktan sonra 1996 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne girdim. Tarih Bölümdeki eğitim yıllarımda gezmeye,seyahat edip farklı kültürleri tanımaya ilgi duymaya başladım. Tabi çalışmak zorundaydım yaban ellerde üniversite okurken para kazanmak zorundaydım 1997-2001 yılları arasında THY de çalıştım askerlik falan derken gördüğüm,okuduğum şeyleri anlatmayı sevdiğim için öğretmenliğe başladım. O gün bugündür anlatıyorum tecrübelerimi,bilgilerimi. Avusturya Liseliler Eğitim Vakfı (ALEV OKULLARI) da Tarih Öğretmenliği yapmaktayım. Şimdi sıra sizlere geldi. Gezmek benim tutkum istedim ki yine anlatayım bu sefer yazayım hatta.Tanımadığım sizlere. Sürçülisan edersem affedin.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.