Şık, Havalı, Romantik; Milano Gezi Notları

 

Ben mi İtalya’yı sevdim yoksa İtalya mı beni sevdi bilmiyorum ama bu ülkede beni çeken bir şeyler var. Tarih, sanat, kültür adını ne koyarsanız koyun bu gerçek. Kasım ayında gerçekleştirdiğim Roma gezimden (ki tadı hâlâ damağımda) sonra ocak ayı içinde şimdi Milano’dayım. 2017 yılının bu ilk gezisinde planım Milano ve Como Gölü ziyareti… Her gezi öncesi yaptığım gibi hazırlıklarımı tamamladım ve yola koyuldum. Yeni bir heyecan, yeni bir tutku. Her gittiğim yer yeni bir insanla tanışmış gibi haz veriyor bana. Yine sokaklarda kaybolacağım, yine ayaklarıma kara sular inecek, yine geceleri nasıl uyuduğumu bilmeyeceğim. Tekrar tekrar bazı yerlerini görmek isteyeceğimi biliyorum. Yeni tatlar, yeni insanlar ve yeni hayatlar bulacağım. Kendi küçücük dünyamdan çıkıp başka dünyalara akacağım. Yine, yeniden doğacağım.

Milano gezim işte yukarıda bahsettiğim duygularla başladı ve gerçekten de öyle oldu. Gideceğim her yer öncesinde olumlu olumsuz birçok şeyi Milano için de duydum ama umurumda değil. Zevkler ve renkler tartışılmaz. Bu zamana kadar gezdiğim hiçbir yerden tat almadığım olmadı. Şehrin havasını içime çektim ve gözlerimi kapadım. İşte olmak istediğim yerdeyim, dedim. Yine başka bir yerde olmak isteyeceğim ve orada olacağım. Şimdi gelelim benim gözümden Milano gezi notlarına. Bakalım beğenecek misiniz?

Milano metro haritası

Milano’ya Ulaşım: Milano İtalya’nın Roma’dan sonra ikinci kalabalık ve büyük şehri. Lombardiya bölgesinin başkenti olan şehir, Kuzey İtalya’nın sanayisi gelişmiş kenti. Yaklaşık 1,5 milyon kişinin yaşadığı bu kente ulaşım, tahmin edeceğiniz gibi çok kolay. Gerek hava yolu gerekse kara yolu ile buraya ulaşım seçeneği çok fazla. İstanbul Sabiha Gökçen ve Atatürk havaalanlarından THY ve Pegasus Havayolları başta olmak üzere birçok firmanın uçuşu var. Ayrıca şehre yakın noktalardan tren ile ulaşmak mümkün. Uçak ile yolculuk yaklaşık iki buçuk saat sürüyor.

Milano Havaalanları Hakkında Bilgi: Bunun için ayrı bir başlık açtım çünkü burası önemli. Milano’da iki havaalanı var. Birisi şehrin 40 km kuzeybatısında yer alan Malpensa Havaalanı, diğeri şehrin batısında yaklaşık 8 km uzakta olan Linate Havaalanı. Eğer uçuşunuzu THY ile yapıyorsanız Malpensa Havaalanı Terminal 1’de olacaksınız. Burası büyük firmaların kullandığı bir havaalanı. Linate ise daha küçük firmaların tercih ettiği bir havaalanı. Fakat Pegasus Havayolları’nı kullanıyorsanız Milano’nun dışında yer alan ayrı bir İtalya şehri Bergamo Havaalanı’na ineceksiniz.

Milano Havaalanı’ndan Şehir Merkezine Ulaşım: Bu bahsettiğim üç havaalanından birine ayakbastınız. Peki şimdi ne yapacaksınız? İşte ayrıntılar:

Malpensa Havaalanı’ndan Şehre Ulaşım: İki seçeneğiniz var: Hemen terminal altında yer alan tren istasyonuna inip her yarım saatte kalkan Malpensa Ekspres’e binmek. Bilet makinelerinden kolayca biletiniz alabilirsiniz. Kredi kartı da geçiyor. Tek yön 13 euro gidiş geliş 20 euro. Tarihlerinize dikkat edin ama. Bileti aldıktan sonra trene binmeden küçük sarı makinelere onaylatmayı da unutmayın. Bu arada bir ayrıntı daha var: Gideceğiniz tren istasyonunu seçmek. Milano merkez tren istasyonu veya şehrin diğer tren istasyonları Cadorna ve Garibaldi seçeneklerinden birini seçmelisiniz. Trenler rahat ve konforlu. Wifi var. Ancak bir hatırlatma daha size. İtalya genelinde sık sık demir yolu ya da metro çalışanlarının grevleri olabiliyor. Bu tür sürprizlere hazır olun. Benim başıma geldi. Tam tren için bilet alacaktım, görevli beni uyardı. Trenlerin bugün çalışmadığın söyledi. Onun için çok şaşırmayın ve diğer seçeneğe yönelin. Trenlerin durumu için  http://www.trenitalia.com/ sitesinden kontrol edebilirsiniz. Ayrıca Malpensa Expres için http://www.malpensaexpress.it/en/  Evet, gelelim diğer seçeneğe: Terminalden çıktınız hemen karşınızda şehir merkezine giden otobüsleri göreceksiniz. Birkaç firma var. Hepsi aynı fiyat. Tek kişi 8 euro. Ben Malpensa Shuttle kullandım yolculuk 55 dakika sürüyor. Ayrıca Malpensa Bus firması da var. Milano merkez tren istasyonuna götürüyorlar. Havaalanından sabah 05.00 gece 01.30 arası bu araçlar çalışıyor. Merkez tren istasyonundan 03.30 gece yarısı 00.30’a kadar otobüs var.

Bergamo Havaalanı’ndan Şehir Merkezine Ulaşım: Eğer bu havaalanına geldiyseniz burada sadece otobüs seçeneğini kullanmanız mantıklı çünkü trenlerde aktarma var.  Starfly (Autostradale) otobüs firması işinizi görecektir. Merkez tren istasyonundan 03.30-23.30 arası her yarım saatte bir otobüs kalkıyor. Tek yön kişi başı ücret 5 euro. Yolculuk bir saat sürüyor.

Linate Havaalanı’ndan Şehre Ulaşım: Türkiye’den kalkan firmaların kullanmadığı bir havaalanı burası ancak şehre en yakın olan da bu havaalanı. Olur da Avrupa’nın başka bir şehrinden Milano’ya gelmek isterseniz yolunuz düşecektir. Ben arkadaşımı karşılamak için bu havaalanına gidip geldim. Buraya da otobüs seçeneği var. Şehir merkezinde Duomo Meydanı’na çok yakın kırmızı metro hattı üzerinde yer alan San Babila’dan her 5 dakika da bir 73 numaralı otobüsü kullanabilirsiniz. Bu bildiğiniz belediye otobüsü. Havaalanından da terminal çıkışı önünden kalkıyor. Sabah 05.00’ten gece yarısına kadar çalışıyor. Eğer kaldığınız yer merkez tren istasyonuna yakınsa terminal önünden yine otobüsler var. Ücret kişi başı 5 euro. Şehir içinden havaalanı yaklaşık 25 dakika sürüyor. 73 numaralı belediye otobüsü ise 2,5 euro alıyor. Şoförden bilet alabilirsiniz.

Milano Şehir İçi Ulaşımı: Evet, şehre bir şekilde geldiniz. Şehirde ulaşım durumu nasıl? Tabi şehir büyük, kalabalık ve hareketli olduğu için gelişmiş bir şehir içi ulaşım ağı var. Milano düz bir şehir. Zaten kalacağınız yerler belli. Otellerin yoğun olduğu bölge merkez tren istasyonu çevresi olacak. Ancak tabi bazı ayrıntıları vereyim. Siz de benim gibi yürümeyi sevenlerdenseniz sadece şehrin uzak noktalarına gitmek için metroyu kullanırsınız. Şehirde 4 metro hattı var. M1 Kırmızı, M2 Yeşil, M3 Sarı ve M4 Mor hat. Ama en çok işinize yarayacak M1 hattı olacak. Gelelim bilet fiyatlarına. Tek kullanımlık 90 dakika geçerli bilet 1,5 euro. 10 kullanımlık 13,80 euro. 24 saatlik bilet 4,5 euro. 48 saat geçerli olan bilet 8,25 euro. Bu iki bilet ile sınırsız binme hakkına sahipsiniz. Metro çıkışlarında biletiniz tekrar makineden geçirerek çıkış yapıyorsunuz. Otobüslerde ilk binişte makineye okutmanız gerekiyor. Sonrası için böyle bir durum yok. Metrolar sabah 06.00’dan gece 01.40’a kadar çalışıyor. Metro biletleri hakkında buradan  http://www.atmmi.it/en/ViaggiaConNoi/Biglietti/Pages/Tipologie.aspx bilgi alabilirsiniz.

Ayrıca tabi her Avrupa şehrinde olduğu gibi Milano Kart var. Ben kullanmadım ama sizin için bilgi topladım. Kartın bir günlüğü 6,50 euro, üç günlüğü ise 13 euro. Üç günlük kartla ilk onaylatma işleminden itibaren 48 saat boyunca tüm toplu taşıma araçlarına ücretsiz binebiliyorsunuz. Kartın ulaşım seçeneklerinin yanında şehirde çeşitli restoranlarda indirimler sağladığını öğrendim. Ancak dediğim gibi ben ihtiyaç duymadım. Ayrıca yine benden size kıyak kart için ayrıntılara buradan bakabilirsiniz.  http://www.milanocard.it/

Milano Pahalı Mı? Bir Kuzey Avrupa şehri olamaz. Tipik en turistik ve şık yerler tabi tuzlu olabiliyor ama gerçekten abartılacak kadar pahalı bir şehir değil. Örnek vereyim.

Bira 3-5 euro arası.

En turistik yerde Risotto 12-15 euro arası

En turistik yerde jumbo karides 22-25 euro arası (bir porsiyonda 7-8 tane var)

En baba restoranda pizza 13-17 euro arası (büyük boy)

Su 1,5-2,5 euro arası. Çeşmelerden içebilirsin, ben denedim gayet güzel.

İyi bir mekânda ana yemek 25-28 euro.

Magnet 3 euro. Dış semtlerde marketlerde 1,5 euroya aldım.

Latte Macchiato ve Cappuccino 3-5 euro.

İyi bir restoranda beyaz şarap 13-15 euro

Milano’da Konaklama: Milano konaklama bakımından oldukça fazla seçenek sunan bir şehir. Rahat etmek istiyorsanız Milano merkez tren istasyonu çevresini tercih edin çünkü buradan her yere ulaşım çok kolay. Milano’ya gelmişken yakın birçok yere gitmek için planlama yapın. Mesela Verona, Como Gölü gibi yerler 1 saat uzaklıkta. Buraları mutlaka görün. Gelelim benim otel önerilerime. Ben arkadaşım ile merkez tren istasyonuna yürüyerek 5 dakika mesafede yer alan ADI DORİA GRAND HOTEL’de kaldım. Otel gayet rahat, servis iyi, wifi çok iyi çekiyor, odalar temiz. Tabi benim için en önemli özellik ise kahvaltı çünkü sıkı bir kahvaltı benim en çok ihtiyacım olan şey. Türk damak zevkine yakın bir kahvaltısı var bu otelin. Yani sadece kruvasan ve kahveye talim etmiyorsunuz. Peynir ve yumurta çeşitleri bol. Taze sıkılmış portakal suyu ise harika. Personel her konuda çok nazik ve yardım sever. Bunun dışında şehirde otel ararken arkadaşımdan tavsiye aldığım ama benim gittiğim dönemde yer bulamadığım, tren istasyonuna çok yakın Anderson Hotel, Echo Hotel’i tavsiye ederim. Hatta şöyle söyleyeyim bu iki otelin kafesinde oturup cappuccino içtim. Sırf sizin için valla, yalanım yok. Bunun dışında sevgili dostumuz booking’den istediğiniz yeri seçebilirsiniz. Tabi eğer birkaç kişilik arkadaş grubu iseniz daire kiralamak çok mantıklı olabilir. Bunun için en fazla seçeneğin olduğu bölge Brera bölgesi. Hem bu bölge merkeze çok yakın. Tavsiyelerim arasında olsun.

 

Milano’da Gezilecek Yerler:  Şimdi tamam herkes diyor ki “Milano bir Roma olamaz.” Tamam tabi ki olamaz ama hakkını yemek de olmaz bu güzel şehrin. Burada gezilecek yer yok laflarına kulağımı tıkadım ve attım kendimi sokaklara. Mutlaka keşfedilecek yerler vardır. Bana durmak yakışmaz kusura bakmayın otel odasında pineklemekten nefret ederim. Şimdi gelelim ayrıntılara:

Milano merkez tren istasyonu

 

Duomo Katedrali: Milano için olmazsa olmaz bir yer burası. “Adamlar yapmış abi” diyeceğiniz bir katedral. Birçok katedral gezme imkânım oldu ama burası beni benden aldı diyebilirim. Yaklaşık 12 bin metrekare alan üzerine inşa edilmiş katedralin inşaatının bitmesi ise 600 yılı bulmuş. Hatta bitirilmesini çabuklaştıran adamlardan biri Napolyon Bonapart. Sevgili abimiz katedral için hatırı sayılır paralar bağışlamış. Katedral, Roma’da yer alan Aziz Petrus, Londra’da olan Aziz Paulus ve Sevilla katedrallerinden sonra Avrupa’nın en büyük 4. katedrali. Gotik mimariye bayılıyorsanız yapı sizi kendinizden geçirecek. Yapının dış kısmını incelemekten etrafını kaç kez dolaştım hatırlamıyorum. İğne oyası gibi işlenmiş heykeller, süslemeler acayip güzel. Tabi Milano için önemli bu ziyaret noktasını sadece dışarıdan görmek olmaz. Fakat içine girmek için bilet almak biraz zahmetli. Her daim sıra var ve ben en son böyle bir sırayı Vatikan’da yaşamıştım. Yaklaşık 40 dakika sadece bilet almak için soğukta sıra bekledim. Değer mi? Evet sonuna kadar değerdi. Katedralin içini gezmek için üç tip bilet seçeneği var.

Duomo Katedrali İç Görünüm

Sadece katedral girişi: 2 euro

Katedral+ Müze+ Teras (merdivenli): 11 euro

Katedral+ Müze+ Teras (asansörlü) 15 euro

Duomo Katedrali teras

Tabi o kadar beklemişken paraya kıyın ve mutlaka terasına çıkın.  4 euro fazla verin asansör ile çıkın çünkü merdivenler dik ve dar. Havanın güneşli bir zamanını yakalarsanız özellikle akşam saatlerinde çok güzel kareler yakalarsınız. Benim çıktığım gün maalesef hava çok bulutluydu. Çatı tamamen taş kaplama ve üç kademeli çıkılıyor. En üst kısmı şehre tamamen hÂkim manzara sunuyor. Bu yapı ile ilgili tek eleştirim belki Milano Belediyesi’ne olabilir Çünkü yapının bazı kısımlarında restorasyon devam ediyor ve iskeleler var. Bu iskeleler üzerine sol tarafa dev bir reklam ekranı konması bence görsel şöleni bozuyor. Dediğim gibi uzun kuyrukta beklemek istemiyorsanız katedral için bileti internetten alabilir, çıktısıyla beraber buraya gelebilirsiniz.

Katedralin terasında ben:)

http://www.duomomilano.it/en/infopage/ticket-offices/156a008d-7341-49ee-b3e3-a5f2a9341458/

Ya da aranızdan bir kurban seçin, o hepinize bilet alsın. Siz katedrali gören bir kafeye oturun ve lattenizi keyifle yudumlayın. Arkadaşınız o sırada sefiller gibi beklesin. (Nu arada bizim grupta kurban bendim)

Galleria Vittorio Emanuele II: Milano için vazgeçilmez ikinci ziyaret noktası burası. Hemen katedralin yanında yer alan bu şık kafe, restoran ve dünyaca ünlü mağazaların olduğu yapı 1865 yılında mimar Giuseppe Mengoni tarafından yapılmış. 1877 yılında bitirilen yapı, dünyanın ilk kapalı alışveriş yeri olarak kabul ediliyor. Aslında burada birkaç bilgi eklemek istiyorum. Dünyanın ilk kapalı konsept alışveriş alanı İstanbul’da yer alan Kapalı Çarşı’dır. Fatih Sultan Mehmet tarafından şehrin fethinden sonra ticaret hayatını zenginleştirmek için yaptırılan çarşı sonraki yüzyıllarda eklemeler yapılarak büyümüş labirenti andıran bir yer olmuştur ama pazarlama konusunda maalesef çok iyi değiliz. Güzelliklerimizin tanıtımını iyi yapamıyoruz. Bizim Kapalı Çarşı’da esnaf kan ağlıyor, burada lüks markalardan oluşan mağazalardan sırf alışveriş yapmak için bile Milano kentine gelenler oluyor. Yazık, insan üzülmeden duramıyor. Evet, yapı mimari açıdan şık ve gösterişli. Özellikle zeminde yer alan mozaiklere dikkat edin. Yapının tam ortasında yer alan arma eski Lombardiya Kraliyet arması. Ayrıca bu armanın solunda yer alan boğa heykelli mozaikte bulunan küçük çukura topuğunuzla tam tur atarsanız sevgilinizle uzun bir ömür geçireceğiniz ve tüm dileklerinizin gerçek olacağına inanılıyor. Ben pek böyle şeylere inanmadığım için bu işi yapmaya çalışırken komik durumlara düşen insanları seyre daldım.

Galeria Vittorio Emanuel

Castello Sforsezco: Duomo Katedrali ve Galleria Vittorio Emanuelle II’de turunuzu tamamladınız şimdi katedrali arkanıza alın, Via Orefle Caddesi’nden devam ederek Piazza Cordusto Meydanı’na çıkın Via Dante Caddesi’nden devam ederek ortaçağdan kalma şehrin önemli yapılarından biri olan bu kaleye geleceksiniz. Kale 15. yy’da Francesco Sforza tarafından yaptırılmış. Burası iç avlu kısmı ücretsiz gezilebiliyor. Kale tipik Ortaçağ kalesi çünkü yüksek duvarların etrafı derin hendeklerle çevrilmiş. Muhtemelen eskiden bu derin hendeklerde su vardı. Saldırı anında büyük tahta köprüler kapatılıyormuş. Kalenin bir diğer özelliği birçok müzeye ev sahipliği yapması. Eğer sanata meraklıysanız size tavsiye edeceğim birkaç nokta:

  • Antik Çağ Sanatları Müzesi
  • Müzik Aletleri Müzesi
  •  Resim Galerisi (Michelangelo’nun yarım kalan son yapıtı “Rondanini Pietàsı” da burada.)

 

Parco Sempione: Kale ziyaretinizi bitirdikten sonra kuzey kapısından çıkın ve şehrin en güzel yerlerinden biri olan Park Sempione’ye gelin. Ben her gittiğim şehirde mutlaka parklarına gidiyorum. Ayrı bir havası var parkların. Şehrin sakinleri orada. Yeşillikler içinde temiz havayı solumak iyi geliyor. Belki biz İstanbul’da yaşayanlar yeşile hasret olduğumuz için bu açlığı böyle kapatıyoruz. Sizi bilmem ama ben öyleyim. Parkın içinde dolaşıp harika kareler yakaladıktan sonra daha kuzeye doğru yürüyerek eskiden Milano’nun giriş kapısı kabul edilen kapıya gelebilirsiniz.

Arco della Pace: İşte eski Milano’nun giriş kapısı kabul edilen barış kapısındasınız. Paris’te yer alan Arc De Tramp’a mimari açıdan çok benzeyen yapı Corso Sempione Caddesi’nin sonunda yer alıyor. Parka gelmişken bu yapıyı da görün

Piazza Scala: Hemen Galleria Vittorio’nun arka kısmında yer alan küçük meydanın adı meşhur Scala Opera binasından geliyor.18. yy’dan bu yana aktif olarak kullanılan bir bina burası. Bu arada bu güzel opera binasının içine girme fırsatım olmadı çünkü o gün özel bir davet varmış, beni almadılar. Boynum bükük bir şekilde sadece fotoğraf çekebildim. Bu meydan da İtalya ile özdeşleşen bir isim olan Leonardo Da Vinci’nin öğrencileri ile gösterilmiş heykeli var.

Brera Semti: Hemen Piazza Scala Meydanı’na çok yakın yürüme mesafesinde olan bir semt burası. Özelliği ise (tam benim aradığım yer) şehrin en eski semti olması. Sokaklarında kaybolmak için ideal yani. Burada çok zaman geçirdim. Kafe ve restoranlar bakımından da zengin bir semt burası. Konaklama konusunda şehirde daha önce yaşamış arkadaşımın tavsiyesini bu bölge için tekrarlıyorum. Eğer daire kiralayacaksanız bu bölgeyi tercih edin. Ayrıca yine sanatseverlerin şanslı hissedeceği bir nokta da burada Brera Sanat Galerisi de yer alıyor olması.  Giriş 10 euro.

Museo del Novecento: Burası da tam katedralin sağında yer alan modern sanat müzesi diyebileceğim bir müze. 20. yy eserleri sergileniyor. Beni asıl etkileyen noktası müzenin üst katında bulunan harika katedral manzaralı kafe ve restoranı. Eğer vakit ayırsanız deneyin derim. Fiyatlar şehrin en üst seviyesinde ama değer.

Santa Maria delle Grazie: Buraya kadar anlattığım yerler hep Duomo Katedral Meydanı çevresinde yürüme mesafesinde. Şimdi anlatacağım kilise ise biraz Duomo Meydanı’ndan uzakta sayılabilir. Aslında değil ama sizi o kadar yormayayım. Evet, işte Milano gezimin en acılı dakikalar yaşamama neden olan kısmına geldik. Neden diye sorduğunuzu biliyorum çünkü bu Ortaçağ kilisesi Milano’nun simge yapılarından biri. İçinde Leonardo Da Vinci’nin meşhur ‘’Son Akşam Yemeği’’ resmi var. Herkes bu eseri bir yağlı boya tablo sanıyor ama aslında sanatçı özel bir yağlı boya karışımı kullanarak bu resmi kilisenin yemekhane duvarına yapmış. Yani o her yerde gördüğünüz tabloların orijinal hâli burada. Her şey güzel fakat bu kiliseye giriş bileti almak biraz sıkıntılı. İnternet sitesinde bile biletler satışa çıktıktan kısa bir süre sonra tükeniyor. Yani gezi tarihiniz belli ise aylar önceden bilet bakmaya başlayın. Ben bu bilgiden yoksun olduğum için maalesef içeriye giriş bileti bulamadım. Orada bulunan bilet gişesinden buldum fakat gelecek haftaya. İşte böyle olunca dudağımı bükerek dışarıdan kiliseye baka baka iç çektim. Siz benim yaşadığım durumu yaşamayın. Önceden önleminizi alın. İşte bilet bulacağınız internet adresi: http://www.milan-museum.com/museums.php Bir başka ayrıntı ise buraya ulaşım. Dediğim gibi yukarıda bahsettiğim yerler Duomo Meydanı çevresinde. Burası ise yine merkeze yakın sayılır ama bir 20 dakikalık yürüme mesafesinde. Ben yürümem kardeşim derseniz M-1 kırmızı metro hattına binip Cadorna durağında ineceksiniz. Metrodan çıktıktan sonra sağda yer alan Corso Magenta Caddesi boyunca 5-6 dakika yürüdüğünüzde kiliseye ulaşmış olacaksınız.

Santa Maria Delle Grazi

Basilica di Sant’Ambrogio: ‘’Bir gün Milano’da geziyorum yine yolumu kaybetmişim.’’ diyerek devam edemeyeceğim ama gerçekten öyle oldu. Santa Maria Delle Grazie Kilisesi’ni ararken bu harika kiliseye denk geldim. Arkeoloji Müzesi’nin yanında yer alan bu küçük pek dikkat çekmeyen kilisenin iç duvar resimleri çok güzel. Tüm Hıristiyanlık tarihi bu duvarlarda var diyebilirim. Ayrıca yan tarafında yer alan Arkeoloji Müzesi’ne giriş ücretsiz. Vaktiniz varsa buraya zaman ayırın. Duvarda yer alan İsa’nın çile dolu kısa hayatını görün.

Navigli Bölgesi: Milano hepinizin bildiği gibi deniz olmayan bir şehir. Ben biraz su kenarı arıyorum arkadaş diyorsanız işte tam aradığınız yerdesiniz. Tabi bir Venedik veya Amsterdam değil ama inceden bir havası var. Ben kış mevsiminde gittiğim için kanalda tekne turu yoktu ama gruplar için kış dahi olsa yapılıyormuş. Yazın çok hareketli bir bölge olduğu kesin. Ayrıca burayı güzel yapan bol restoran ve kafe seçeneği. Şehrin gençlerinin de takıldığı bir bölge. Peki, buraya ulaşım nasıl? Yeşil metro hattı ile Assago veya Chiesa Rossa yönüne giden metroya binecek Genova durağında ineceksiniz. İşte kanalları ile meşhur Navigli bölgesindesiniz.

San Siro: Tabi Milano’da gezilecek yerler arasında belki akla en son gelecek yer ama benim gibi futbol delisiyseniz kesinlikle ziyaret edin derim. Milano kentinin iki büyük kulübü Milan ve İnter futbol takımlarının maçlarını yaptığı San Siro Stadı 80 bin kişilik dev kapasitesi ile görülmeye değer bir futbol mabedi. 1926 yılında açılan ve 1942 yılında yenilenerek bugünkü hâlini alan stadyuma Milan taraftarları San Siro derken İnter taraftarları Giuseppe Meazza diyorlar. Giuseppe Meazza aslında dünya ve İtalya futbolunda bir ilk. Bugünkü manada dünyada ilk “yıldız futbolcu” lakabı alan adam. O dönemin şartlarında büyük paralara transfer olan, lüks arabalara binen, sevgilileri ile adından söz ettiren bir futbolcu olmuş.

San Siro

Ayrıca Giuseppe Meazza’nın diğer futbolculara tanınmayan birtakım ayrıcalıkları da varmış. Mesela sigara içmesi yadırganmazmış ya da maçlara 10 dakika önce gelip direk maça çıkarmış. Onun hakkında öğrendiğim enteresan bir bilgi ise 1948-1949 sezonunda Beşiktaş’ı çalıştırmış olması. Bir Beşiktaş taraftarı olarak stadyumda yer alan müzeyi gezerken bu bilgiyi öğrenince şaşırıyor, biraz da gururlanıyorum. Stadyuma giriş 17 euro. Öyle tur rehberi eşliğinde gezmiyorsunuz. Kendiniz dolaşıyorsunuz. Daha önce ziyaret ettiğim Barcelona ve Real Madrid’in stadyumlarında böyle bir durum söz konusu değildi. Elimi kolumu sallaya sallaya soyunma odalarında, basın toplantı odasında, tribünlerde dolanıyorum. Stadın altında yer alan müzede Milan ve İnter takımlarının formasını giymiş dünya yıldızlarına ait eşyalar sergileniyor. Kazandıkları kupalara ait bir sergi yok ancak stadın dış yüzeyinde kazanılan başarılara ait plakalar yapıştırılmış. Tabi burada Milan’ın ezici bir üstünlüğü var. Turunuzu tamamladıktan sonra stadın altında yer alan San Siro Store’u geziyorsunuz ama takımlara ait orijinal lisanslı ürünler bana biraz pahalı geldi. Stada ulaşım ise kolay. Kırmızı M-1 metro hattında RHO Fieramilano yönüne gidecek ve Lotto durağında ineceksiniz. Tabelayı takip ettiğinizde yürüyerek 10-15 dakika sonra stadyumdasınız. 2013 yılında Santiago Bernabau ve Nou Camp stadyumlarına yaptığım ziyaretten sonra burası biraz hayal kırıklığı yaratsa da ilgilenenlerin mutlaka görmesi gereken bir yer diye düşünüyorum.

                

Milano’da Yeme İçme: Evet, mekân İtalya yer Milano olunca tartışmasız lezzetler ortaya çıkıyor. Bunlar pizza ve makarna. Ancak birkaç farklı deneyimimden bahsetmek istiyorum çünkü yeme içme hassas olduğum bir konu. Evet, itiraf ediyorum çatlayana patlayana kadar pizza ve spagetti yedim ancak hiç pişman değilim. Pizza ve spagetti için bir önerim yok istediğiniz yerde yiyebilirsiniz. Milano’da yaygın olan bir şeyden bahsedeyim: İtalyanların “aperetivo” dedikleri akşamüzeri atıştırmalıkları meşhur. İçkinizin yanında açık büfe tarzında istediğiniz lezzetlerden bir tabak oluşturabiliyorsunuz. Tabi bu aperetivo uygulamasına dahil olan İtalyanlar tıpkı Yunanlılar gibi akşam yemeğine geç oturuyorlar. Bunun dışında risotto denemelisiniz. Roma’dan daha iyi oldukları kesin. Özel bir pirinçle yapılan bu yemek benim favorilerim arasında. Ayrıca farklı bir lezzet önerim bizdeki pişi gibi olan panzerotti. Bu da farklı bir yemek mozerella peynir ile yapılıyor. Bir başka lezzetli et yemeği ise ossobuca. İçinde dana eti, sağon, patates ve kereviz var. Ayrıca Milano mutfağına ait yerel lezzetleri bulacağınız ayaküstü atıştırmalık mekânlar var. Bunlara gastronomia deniliyor. Bunları mutlaka deneyin. Büfeden istediğinizi seçin tadını çıkarın. Bunların dışında mutlaka Uzak Doğu restoranlarını deneyin çünkü şehrin her tarafında bir hayli Çin ve Japon restoranı var. Özellikle kırmızı ve yeşil metro hatlarının kesiştiği Loreto durağında indiğinizde caddelerde bir çok Uzak Doğu restoranı göreceksiniz. İçecek olarak tabi kahvenin her türlüsünü denemelisiniz. Tatlı vazgeçilmeziniz tiramisu olacaktır. İtalyanlara has bira Moretti’yi deneyin.     

 

Milano İçin Tavsiyeler

  • Duomo Katedrali’nin sadece içini gezme, terasına çık,
  • Galeria Vittorio Emanuelle’de bulunan mağaza ve dükkânları dolaş. Bir şey almasan da havan olsun.
  • Çarşının üst kısmında yer alan kafede bir şeyler iç. Manzaranın tadını çıkar.
  • Sokaklarda kaybol, harika resimler çekersin.
  • Risotto’yu, Ossobuca’yı, Tiramisu’yu, İtalyan birası Moretti’yi dene.
  • Sınırsız metro bileti al, atla, bir tramvayla son durağa kadar git.
  • Merkez tren istasyonu çevresinde kalacak yer ayarla.
  • Yerel lezzetleri denemek için Gastronomia denilen küçük ayaküstü mekânlara gir.
  • Santa Maria Delle Grazie için mutlaka önceden bilet al.
  • Şehri gece dolaşmaya çık.

              İnsanlar ile sohbet et.

 

Ali Rıza Öner

1976 yılında Kocaeli'nde doğdum. İlk,orta ve lise öğrenimimi Kocaeli'nde tamamladıktan sonra 1996 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne girdim. Tarih Bölümdeki eğitim yıllarımda gezmeye,seyahat edip farklı kültürleri tanımaya ilgi duymaya başladım. Tabi çalışmak zorundaydım yaban ellerde üniversite okurken para kazanmak zorundaydım 1997-2001 yılları arasında THY de çalıştım askerlik falan derken gördüğüm,okuduğum şeyleri anlatmayı sevdiğim için öğretmenliğe başladım. O gün bugündür anlatıyorum tecrübelerimi,bilgilerimi. Avusturya Liseliler Eğitim Vakfı (ALEV OKULLARI) da Tarih Öğretmenliği yapmaktayım. Şimdi sıra sizlere geldi. Gezmek benim tutkum istedim ki yine anlatayım bu sefer yazayım hatta.Tanımadığım sizlere. Sürçülisan edersem affedin.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.